Biz insanlar, hatıraları fotoğraf karelerinde saklarız. Eski bir albümü açtığımızda ya da telefon galerisinde gezindiğimizde canlanır geçmiş...'Bak,' deriz, 'Ne kadar da gençmişiz burada.' Bizim hafızamız gözdür, ışıktır, surettir.
Peki ya yanı başınızda kıvrılıp yatan o canınızdan can olan patili dostunuz? Onun hafızası, ne sizin gördüğünüz renklerdedir ne de duyduğunuz seslerde. Onun tarihi, burnunun ucundadır.
Bugün aklıma geldi, biraz araştırdım... Siz hiç düşündünüz mü peki; bir kedi, ortalama 15 yıllık ömrü boyunca kaç farklı kokuyu kaydeder zihnine?
Bilim insanları, kedilerin koku alma duyusunun bizden 14 kat daha güçlü olduğunu, burunlarında 200 milyondan fazla koku reseptörü bulunduğunu söylüyor. Ama rakamlar soğuktur, gerçeğin büyüsünü anlatmaya yetmez diye düşünmeden edemiyorum.
Gelin biz buna 'Muazzam Bir Koku Kütüphanesi' diyelim...
Görünmez Bir Harita...
Bir kedi için eve girmek, bir kapıdan geçmek değildir; devasa bir veri tabanına giriş yapmaktır. Siz akşam işten eve döndüğünüzde, o sadece sizi karşılamaz. Ayakkabılarınızın tabanına sinmiş o caddenin tozunu, otobüste yanınıza oturan yabancının parfümünü, ofiste içtiğiniz kahvenin telvesini ve hatta stresli bir toplantıdan arta kalan o gerginlik hormonunun kokusunu tek bir nefeste okur.
Siz 'Ben geldim' dersiniz. O ise burnunu uzatıp, 'Neredeydin, kiminleydin, korktun mu, mutlu musun?' sorularının cevabını saniyeler içinde alır.
Bir kedi, hayatı boyunca milyonlarca kokuyu tasnif eder. Yaz yağmurunun toprağa düşmeden önceki o metalik kokusu, 'Yağmur Rafı'ndadır. Veteriner kliniğinin o steril ve korku sinmiş havası, 'Tehlike Bölümü'nde saklıdır. En sevdiği yaş mamanın paketi açılmadan yayılan o vaatkar koku, 'Hazinesi'dir.
Zamanın Kokusu...
Biz zamanın geçtiğini takvimlerden anlarız, kediler ise değişen kokulardan. Mevsimlerin dönüşünü rüzgârın getirdiği polenlerden bilirler. Evdeki bir eşyanın yerinin değişmesi, onlar için sadece görsel bir değişiklik değil, evin koku haritasında bir sapmadır. Bu yüzden huzursuz olurlar; çünkü bildikleri, güvenli buldukları koku mimarisi bozulmuştur.
Bazen kedinizi, ağzını hafifçe aralık bırakıp, uzaklara dalmış gibi garip bir ifadeyle (Flehmen tepkisi) bir şeyi koklarken görürsünüz. O an, sadece koku almıyordur; damağındaki o özel organla (Jacobson organı) kokunun tadına bakıyor, onu analiz ediyor ve o anı beynindeki kütüphaneye 'çok önemli belge' olarak kaydediyordur.
En Değerli Kayıt: 'Sen'
Fakat bu devasa koku arşivinin en özel rafında ne var biliyor musunuz? Siz.
Biz aynaya baktığımızda kendimizi görürüz. Kediniz ise sizi, kendine has o eşsiz 'koku imzanızla' tanır. Siz evden gittiğinizde, yatağınızın üzerine, kazağınızın içine, çıkardığınız pantolonun üzerine yatmaları tesadüf değildir. Onlar, sizin kokunuzun sindiği o eşyalarda, 'güvenli bölge'yi bulurlar. Sizi özlemek, sizin fotoğrafınıza bakmak değil; kokunuzun azaldığı bir evde huzursuzca dolaşmaktır onlar için...
Bir kedi hayatı boyunca milyonlarca koku kaydeder. Sokaktaki diğer kedilerin mesajlarını, yaklaşan fırtınayı, pişen yemeği, korkuyu, neşeyi...
Ama günün sonunda, o milyonlarca veri arasından sıyrılıp, başını huzurla yasladığı tek bir koku vardır. O da, ona 'evde' olduğunu hissettiren, sahibinin ya da bizim o tatlı tabirimizle 'kölesinin' kokusudur.
Yani uzun lafın kısası; kediniz burnunu size yaklaştırıp derin bir nefes aldığında, sadece sizi kokladığını sanmayın. Kim bilir belki de o an, sizi bir kez daha 'sevilenler' listesine kaydediyor, hafızasını tazeliyor ve 'Burada, güvendeyim' diyordur...
Dünya bizim için bir manzara olabilir; ama onlar için devasa, büyüleyici ve sonsuz bir parfüm bahçesidir. Ve ne şanslıyız ki, o bahçenin en güzel çiçeği biziz.



