Tarih boyunca sömürgeciliğin en kullanışlı kılıfı, 'medeniyet' ve 'barış' getirme iddiası olmuştur. Kültürel kodlarımıza beyaz adamın misyonu olarak kazınan bu kibirli ve üstenci yaklaşım, bugün şekil değiştirerek karşımıza çıkmaya devam ediyor. Takım elbiseli diplomatlar, modern kurtarıcılar olarak haritalar üzerinde yeni çizgiler çekerken, aslında asırlık bir sömürü senaryosunu yeniden sahneliyorlar. Washington'da kurulan ışıltılı masalar ile Orta Doğu sahasında ateşlenmeyi bekleyen füzeler arasındaki o devasa uçurum, bu ikiyüzlü politikanın en net kanıtı olarak karşımızda duruyor.
ABD yönetiminin son günlerdeki tavrına bakıldığında, kusursuz bir diplomatik illüzyon sergileniyor. Bir yanda, mevcut Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların yetersiz kaldığı bahanesiyle kurulan Gazze Barış Kurulu parlatılıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, çıkmaza giren sorunlar için yepyeni, benzersiz ve 'özel' bir çözüm bulduklarını müjdeliyor. Ancak bu sözde barış masasının asıl niyetini ve arka planını, Başkan Yardımcısı JD Vance hiç çekinmeden, adeta övünerek itiraf ediyor.
Barışın bedeli: Amerikan fabrikalarına yeni pazarlar
Vance'in toplantıdaki açıklamaları, kurulan bu diplomatik mekanizmanın aslında devasa bir ticari tezgahtan ibaret olduğunu tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Milyonlarca kişinin işi, Amerikan fabrikalarında üretilen ürünlerin satışı ve trilyonlarca dolarlık yatırım gücü... Yani bölgeye vadedilen ekonomik refah, aslında Orta Doğu halklarının yaraları sarması için değil, okyanus ötesindeki kasaların dolması ve Amerikan endüstrisinin canlanması için planlanıyor. Kan ve yıkım üzerine inşa edilen topraklarda kalıcı barış arayışı, doğrudan pazar payı ve ticari döngü ile ölçülüyor. Batı dünyası, kendi yarattığı veya körüklediği yıkımı yeniden inşa etme bahanesiyle kendi ekonomisini beslemenin hesabını yapıyor.
Vitrinde bu yatırım ve sürdürülebilirlik masalları anlatılırken, arka odalarda bambaşka haritalar açılmış durumda. Askeri ve istihbari kaynaklara dayanan haberler, ABD ordusunun İran topraklarına yönelik kapsamlı bir askeri operasyon için hazırlıklarını hızlandırdığını, hatta hafta sonuna kadar düğmeye basılabileceğini ortaya koyuyor. İsrail ordusunun kuzey sınırında teyakkuza geçmesi ve saldırıya uğramaları durumunda çok sert karşılık verileceğinin duyurulması, yaklaşan bölgesel fırtınanın en net göstergesi.
Diplomasinin iflası...
Bölgedeki askeri analistler, olası bir Amerikan saldırısının ardından yaşanacak felaket senaryolarını açıkça tartışıyor. Tahran yönetiminin kendi envanteri ve müttefik grupları üzerinden vereceği eş zamanlı füze yanıtı, tüm coğrafyayı telafisi imkansız bir ateş çemberine çevirme potansiyeli taşıyor. Yemen'deki Husilerden Lübnan'daki Hizbullah'a kadar uzanan geniş bir cephenin aynı anda alevlenmesi, tüm diplomatik çabaları sıfırla çarpacak bir yıkım demek.
İşte o sözde kurtarıcı beyaz adamın misyonu tam olarak bu noktada çöküyor. Bir yanda barış güvercini uçurduğunu iddia edip, diğer yanda nükleer tesisleri ve rejimleri hedef alan savaş uçaklarını hangardan çıkarmak, bölgeyi daha da derin bir kaosa sürüklüyor. Hem Gazze'de barış modeli kurduğunu iddia edip hem de tüm Orta Doğu'yu yakacak bir savaşın fitilini ateşlemeye hazırlanmak, diplomasinin değil, katıksız bir emperyalizmin sonucu... Bu coğrafyanın artık altı boş Amerikan masallarına değil, sömürüden uzak, gerçek bir düzene ihtiyacı var.


