Telefon elimizde, başparmak ekranda… Bir haber daha, sonra bir tane daha. Kimi zaman ne aradığımızı bile bilmeden kaydırmaya devam ediyoruz. Anlamsız gözlerle saatlerce ekranda hipnotize oluyoruz. İşte bunun adı: Doomscrolling; sosyal medya ve haber platformlarında, ağırlıklı olarak olumsuz, kaygı verici ve kötü içerikleri farkında olmadan, durmaksızın tüketme alışkanlığı olarak tanımlanıyor. Henüz terim olarak pek dilimizde yaygın değil ama eylem olarak sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle bir hayli haşır neşir olduk kendisiyle. Kaza haberleri, şiddet görüntüleri, kriz başlıkları, felaket senaryoları… Zihnimiz bu içeriklere takılıyor ve çıkmakta zorlandığı bir döngüye giriyor.
BEDEN DEĞİL ZİHİN YORGUN
Bu durumun temelinde insan psikolojisi yatıyor. Beynimiz, tehlikeyi erken fark etmek ister. Olumsuz içerikler de tam olarak bu refleksi tetikler. Ancak dijital çağda bu refleks, sağlığımızı korumaktan çok yoran bir alışkanlığa dönüşebiliyor. Sürekli kötü haberle temas halinde olmak, zamanla kaygıyı artırıyor, umutsuzluk hissini besliyor ve zihinsel yorgunluğa neden oluyor.
GEN Z YATKINLIK GÖSTERİYOR
Özellikle Z kuşağı, doomscrolling davranışına daha yatkın bir nesil haline geldi. Dijital dünyanın içine doğan bu kuşak, bilgiye anında ulaşabilme imkanına sahip. Ancak bu hız, aynı zamanda içerik bombardımanını da beraberinde getiriyor. Sosyal medya algoritmaları, en çok etkileşim alan olumsuz içerikleri ön plana çıkarırken genç kullanıcılar kendilerini farkında olmadan bu akışın içinde buluyor. Bir haberi kaçırma korkusu, 'biraz daha bakayım' düşüncesiyle birleştiğinde, saatler süren kaydırmalar kaçınılmaz hale geliyor.
EN TEHLİKELİ YANI 'SESSİZLİK'
Doomscrolling'in en tehlikeli yanı ise sessiz ilerlemesi. Bir anda değil yavaş yavaş etkiliyor. Önce ruh hali değişiyor, sonra uyku düzeni bozuluyor, ardından dünyaya bakış kararıyor. Kötü haberler olağanlaşıyor, iyi gelişmeler ise görünmez hale geliyor. Çünkü sürekli karanlığa bakan bir göz, ışığı fark etmekte zorlanır.
Kötü haberlerin sıklıkla sosyal medya akışlarımızı domine ettiği bir dünyada, felaket haberlerine takılıp kalmak maalesef ki çok kolay. Ancak sınırlar belirleyerek, daha sağlıklı başa çıkma mekanizmaları bularak ve gerektiğinde haber ve akış detoksu yaparak bundan uzaklaşabiliriz. Aksi takdirde bu durumun büyük bir yan etkisi var: Unutkanlık
Beynin bilgi işleme kapasitesini ve odaklanma yetisini ciddi şekilde etkileyen bu durum beynin dinlenmesine izin vermediği için sinir ağlarını zayıflatıyor. Uzun vadede unutkanlık, dikkat dağınıklığı, çabuk sıkılma ve karar alma süreçlerinde bozulmalara yol açabiliyor.
Peki hal böyleyken şimdi siz bu yazının tamamını okuyabildiniz mi yoksa yeni bir içerik arayışıyla tüketim çılgınlığına devam mı ettiniz?

