Atmosferde koruyucu bir kalkan görevi gören ozon tabakası, yeryüzüne yakın seviyelerde ise canlı dokular için zararlı bir kirleticiye dönüşebiliyor. Uzmanlar, özellikle solunum seviyesindeki ozonun yüksek reaktivitesi nedeniyle hücrelere zarar verebildiğini ve uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirtiyor.
ÖLÜM ORANLARINDA YÜZDE 80 ARTIŞ VAR
Farklı ülkeleri kapsayan geniş çaplı bilimsel çalışmalara göre, kısa süreli ozon maruziyeti ile kanser kaynaklı ölümler arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Veriler, 2000’li yılların başından bu yana ozon bağlantılı ölümlerde yaklaşık yüzde 80’lik bir artış yaşandığını ortaya koyuyor. Özellikle trafik kaynaklı emisyonlar ve orman yangınları, bu artışın başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.
Araştırmalarda, ozon seviyesindeki her 10 mikrogramlık artışın, farklı kanser türlerine bağlı ölümlerde ölçülebilir bir yükselişle ilişkili olduğu tespit edildi. Bu artış bazı kanser türlerinde daha belirgin olurken, genel tablo ozonun yalnızca solunum sistemiyle sınırlı kalmayıp tüm vücut üzerinde etkili olabildiğini gösteriyor.
Uzmanlara göre, ozon doğrudan salınan bir gaz değil; azot oksitler ve uçucu organik bileşiklerin güneş ışığıyla girdiği kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan ikincil bir kirletici. Bu süreç, özellikle büyük şehirlerde ve yoğun trafik bölgelerinde ozon seviyelerinin artmasına neden oluyor.
DNA HASARINA YOL AÇIYOR
Ozon maruziyetinin, hücrelerin savunma mekanizmalarını zayıflatarak oksidatif strese yol açtığı, bunun da DNA hasarı, genetik değişimler ve hücre yaşlanmasını hızlandırdığı ifade ediliyor. Bu etkilerin, kanser gelişimini tetikleyebilecek biyolojik süreçleri hızlandırabileceği vurgulanıyor.
Türkiye’de de hava kirliliği verileri, riskin giderek arttığına işaret ediyor. Özellikle büyük şehirlerde ozon seviyelerinde gözle görülür artışlar yaşanırken, mevcut değerlerin uluslararası önerilen sınırların üzerinde seyrettiği belirtiliyor.
Uzmanlar, özellikle risk grubundaki bireyler için yoğun ozon saatlerinde dışarıda bulunmaktan kaçınılması, hava kalitesinin düzenli takip edilmesi, antioksidan açısından zengin beslenme ve kapalı alan hava güvenliğinin sağlanması gibi önlemlerin önemine dikkat çekiyor.
