Toplumda hormonların ağırlıklı olarak kadın sağlığıyla ilgili bir mesele olduğu yönünde yaygın bir yanılgı bulunuyor. Imperial College Healthcare bünyesinde görev yapan endokrinoloji uzmanı Saira Hameed, bu algının gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. Hormonların hem erkekleri hem de kadınları eşit ölçüde etkilediğini vurgulayan uzmanlar, kadınların regl ve menopoz gibi belirgin süreçler yaşamasına rağmen her iki cinsiyette de aynı temel hormonların bulunduğunun altını çiziyor.
Hameed'in değerlendirmelerine göre, kadınlarda da testesteron, erkeklerde de östrojen bulunuyor. Temel farklılık yalnızca bu hormonların kandaki seviyelerinden kaynaklanıyor. Üreme işlevleri bir kenara bırakıldığında kortizol, insülin ve kan şekeri gibi değerlerin cinsiyete özgü bir ayrım taşımadığı ifade ediliyor.
Testosteron ve Saldırganlık Efsanesi
Testosteron hormonunun insanları doğrudan saldırganlaştırdığına dair inanış da uzmanlar tarafından büyük ölçüde yanlış bulunuyor. Imperial College Londra’da üreme endokrinolojisi profesörü olan Channa Jayasena, testosteron tedavisinin tıbbi eksiklik durumlarında son derece güvenli olduğunu ve kişinin ruh halini iyileştirebildiğini belirtiyor.
Sorunların, bu hormonun tıbbi gözetim dışında ve kas kütlesi kazanmak amacıyla anabolik steroid formunda kontrolsüzce kullanılmasından kaynaklandığı bildiriliyor. İhtiyacın yüzlerce katı oranında alınan yüksek dozda testosteronun, beynin duygusal işleme bölgesi olan limbik sistemi etkileyerek saldırganlığı tetikleyebileceği uyarısı yapılıyor.
Kortizol Gerçekten Kötü Bir Hormon Mu?
Vücudun temel stres hormonu olarak bilinen kortizol, genellikle sağlığa zararlı bir unsur olarak kodlanıyor. Ancak Hameed, kortizolün kısa vadeli stresli durumlarda zihni keskinleştiren ve uyanıklığı artıran "kortizol avantajı" adını verdiği bir işlevi olduğunu belirtiyor.
Uzmanlar, asıl tehlikenin hormonun kendisinde değil, kronik stres nedeniyle kortizol seviyelerinin sürekli yüksek kalmasında yattığını ifade ediyor. Tıbbi bir neden yokken yüksek seyreden kortizolü dengelemenin en doğal yolunun, stres kaynaklarıyla yüzleşmek, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve yeterli uyumak olduğu vurgulanıyor.
Ergenlik Dönemi ve Obezitenin Etkileri
Çocukluk çağı gelişim süreçlerinde de hormonların rolü büyük önem taşıyor. Queen Mary University of London'dan çocuk endokrinolojisi uzmanı Sasha Howard, kız ve erkek çocuklarda ergenliğin ilk yıllarından sonra östrojen seviyesinin kemik büyüme uçlarını kapattığını ve boy uzamasını durdurduğunu belirtiyor. Bu nedenle büyüme sorunlarında erken teşhisin kritik olduğu hatırlatılıyor.
Bunun yanı sıra, günümüzde artan çocukluk çağı obezitesinin hormon dengesini doğrudan etkilediği verilerle destekleniyor. İngiltere'deki resmi verilere göre obezite oranlarındaki artış, ergenlik yaşının geriye çekilmesine neden oluyor. Beynin kontrol merkezi olan hipotalamusun fazla kiloyla baş edemeyerek vücuda erken ergenlik sinyalleri gönderdiği kaydediliyor. Ayrıca çevreye salınan endokrin bozucu kimyasalların da bu süreci hızlandırabileceği teorisi üzerinde duruluyor.
Menopoz Süreci ve Kilo Alımı
Menopoz dönemine dair "anneden miras" algısı da tıp dünyası tarafından kısmen çürütülüyor. Endokrinolog Gillian Goddard, genetiğin menopoz zamanlamasında etkili olduğunu ancak annenin zorlu bir süreç geçirmesinin kızının da aynı zorlukları yaşayacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.
Menopozda kilo alımının ise bilimsel bir temeli bulunuyor. Östrojen seviyesinin düşmesiyle birlikte vücudun yağ depolama bölgesi kalça ve uyluklardan karın bölgesine kayıyor. Bu durumun insülin direncini artırarak metabolik sorunlara zemin hazırladığı ifade ediliyor. Uzmanlar, bu dönemde azalan kas kütlesini korumak için direnç egzersizleri yapılmasını, karbonhidrat tüketiminin azaltılarak lif ve protein ağırlıklı beslenilmesini öneriyor.
Melatonin Uykunun Her Derdine Deva Değil
Beyindeki pineal bez tarafından üretilen ve sirkadiyen ritmi düzenleyen melatonin, sıklıkla tüm uyku sorunlarının çözümü olarak görülüyor. Ancak uzmanlar bu algının yanlış olduğuna dikkat çekiyor. Melatoninin yalnızca beyne uyku vaktinin geldiğini ve sakinleşmesi gerektiğini bildiren bir sinyal görevi gördüğü, gece boyunca kesintisiz uykuyu sürdürme konusunda tek başına yeterli olmadığı ifade ediliyor.

