Yargıtay 4. Ceza Dairesi, milyonlarca internet kullanıcısını ve siyaset dünyasını yakından ilgilendiren oldukça dikkat çekici bir karara imza attı. Ankara'da yaşayan bir vatandaşın, kendisine ait sosyal medya paylaşımı üzerinden bir siyasetçiye yönelik kullandığı "pislik" ifadesi mahkemelik oldu. İlgili siyasetçinin şikayeti üzerine başlayan hukuki süreçte, paylaşımı yapan kişi hakkında hakaret suçu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldı.
Yargılama aşamasında dosyayı detaylıca inceleyen Ankara 41. Asliye Ceza Mahkemesi, söz konusu ifadenin yasalar çerçevesinde suç teşkil ettiğine kanaat getirdi. Mahkeme heyeti, eylemi gerçekleştiren sanığa üzerine atılı suçtan dolayı 6 ay hapis cezası verilmesine hükmetti. Yerel mahkemenin kararına itiraz eden sanık, yasal haklarını kullanarak dosyayı istinaf mahkemesine taşıdı. İstinaf başvurusunun hukuken reddedilmesi üzerine mücadelesini sürdüren vatandaş, kararı temyiz ederek dosyayı son merci olan Yargıtay'a gönderdi.
İfade Özgürlüğü ve Ağır Eleştiri Vurgusu
Temyiz dilekçesinde savunmasını gerçekleştiren sanık, kullandığı kelimenin Türk Dil Kurumu sözlüğündeki temel anlamına dikkat çekti. Kelimenin yalnızca "kötü, zararlı davranış veya iş, kötü durum ve başkalarına zarar veren kimse" anlamlarını taşıdığını belirten sanık, asıl niyetinin karşı tarafa hakaret etmek olmadığını güçlü bir şekilde vurguladı. Özellikle siyasetçilerin kamuoyuna mal olmuş kişiler olması sebebiyle ağır eleştiri sınırlarının çok daha geniş tutulması gerektiğini ve siyasilerin bu tarz ifadelere katlanması gerektiğini ifade etti.
Dosyayı son kez ve kapsamlı bir şekilde inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi, hem yerel mahkemenin hem de istinafın verdiği kararı hukuka aykırı bularak bozdu. Yüksek mahkeme, tartışmalara konu olan kelimenin hukuki bağlamda hakaret niteliği taşımadığına kesin olarak hükmetti. Böylece sanık hakkında alt mahkemelerce verilen mahkumiyet kararı tamamen ortadan kalkmış oldu. Ortaya çıkan bu emsal karar, bundan sonraki hakaret davalarında kelimelerin nasıl yorumlanması gerektiğine dair çok net bir yasal çerçeve çizdi.
Suçun Oluşması İçin İtibarın Zedelenmesi Gerekiyor
Yargıtay'ın kamuoyuyla paylaştığı kararın gerekçesinde, bir eylemin hakaret kabul edilebilmesi için kişilerin onur, şeref ve itibarının doğrudan hedef alınması gerektiği açıkça belirtildi. İlgili suçun yasal olarak oluşması adına, sergilenen davranışın veya söylenen sözün kişiyi toplum önünde küçük düşürmeye yönelik somut bir amaç taşıması gerektiğinin altı önemle çizildi. Ayrıca, bir hareketin onur kırıcı olup olmadığının mutlak kurallara bağlı olmadığı; zamana, mekana ve olayın gerçekleştiği duruma göre farklılık gösterebileceği hatırlatıldı.
Gerekçeli kararın sonuç bölümünde, kişilere yöneltilen her türlü rahatsız edici sözün veya sert eleştirinin otomatik olarak hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi gerektiği vurgulandı. Kullanılan kelimelerin somut bir fiil veya olgu isnadı içermesi ya da doğrudan doğruya sövme eylemini oluşturması gerektiği belirtildi. Yargıtay, dava konusu olan kelimenin yalnızca kaba ve nezaket dışı bir hitap tarzı olduğunu kabul etmekle birlikte, eylemin hukuken hakaret suçu unsurlarını kesinlikle taşımadığına karar vererek dosyayı karara bağladı.

