Kudüs Valiliğinden yapılan son açıklamalara göre, Filistin topraklarını gasbeden 1300'den fazla İsrailli, işgal altındaki Doğu Kudüs'te yer alan Mescid-i Aksa'ya geniş çaplı bir baskın gerçekleştirdi. İsrail polisinin koruması ve yönlendirmesi altında gruplar halinde Harem-i Şerif'in avlusuna giren fanatik gruplar, bölgedeki mevcut gerilimi daha da tırmandıran bir eyleme imza attı. Olay, Yahudilerin dini günü olarak bilinen Tişa Beav (Tisha B'Av) kapsamında radikal grupların yaptığı kışkırtıcı çağrıların ardından meydana geldi.
İsrail emniyeti Müslümanların ibadet hakkını engelledi
Baskın sırasında İsrail emniyet güçlerinin Eski Şehir çevresinde ve Mescid-i Aksa'nın kapılarında olağanüstü önlemler aldığı bildirildi. Bölgeden aktarılan bilgilere göre, polis ekipleri Müslümanların sabah namazı için camiye girmesine büyük ölçüde izin vermedi. İçeri girmeyi başaran çok az sayıdaki Filistinlinin ise İsrail güçleri tarafından darbedildiği ve ibadet alanından uzaklaştırıldığı kaydedildi. Güvenlik güçlerinin, fanatik grupların sayısının kademeli olarak artmasına müsaade etmesiyle avluya giren İsraillilerin sayısı kısa sürede binli rakamları aştı.
Siyasi isimlerin katılımı ve avludaki ihlaller
Mescid-i Aksa'nın tarihi ve hukuki statükosunu ihlal eden bu eylemler sırasında avluda çeşitli dini ritüeller gerçekleştirildi. İşgalci grupların Mescid-i Aksa içindeki hareketlerine, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun partisi Likud milletvekili Amit Halevi'nin de bizzat katıldığı doğrulandı. Siyasi düzeyde destek gören bu baskın çağrılarında, gün içinde katılımcı sayısının beş bin kişiye ulaşmasının hedeflendiği ifade ediliyor.
Mescid-i Aksa'nın statükosu ve devam eden gerginlik
Bilindiği üzere Mescid-i Aksa, İsrail ile Ürdün arasında 1994 yılında imzalanan barış antlaşmasına göre Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesi altında bulunuyor. Ancak 2003 yılından bu yana İsrail makamları, Vakıflar İdaresinin izni olmadan Yahudi yerleşimcilerin polis eşliğinde kutsal mabede girmesine tek taraflı olarak olanak tanıyor.
Filistinli yetkililer ve bölge halkı, bu tür ihlallerin sadece dini bir eylem olmadığını, aynı zamanda Kudüs'ün İslami kimliğini değiştirmeye yönelik sistematik bir politikanın parçası olduğunu vurguluyor. Olayların ardından gün boyu bölgedeki ağır güvenlik önlemlerinin sürmesi ve uluslararası toplumun ihlaller karşısındaki tutumu yakından takip ediliyor.
