Ankara’da liderler düzeyinde gerçekleştirilen yoğun temasların ardından NATO, ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemeyen çıkışlarıyla sarsılan zorlu bir dönemi daha geride bıraktı. İspanya’ya yönelik ticaret kısıtlaması tehditleri ve üye ülkelere yönelik bütçe eleştirileriyle başlayan zirve, son saatlerde Trump’ın ittifaka olan bağlılığını yeniden teyit etmesiyle savunma kulislerinde bir başarı olarak nitelendirildi. Buna karşın, Avrupalı müttefiklerin Transatlantik ilişkilerde gelecekte yaşanabilecek yeni dalgalanmalara karşı oldukça tedbirli bir yaklaşım benimsediği gözleniyor.
Zirve sonunda yayımlanan ve karşılıklı savunmayı öngören 5. maddeye tam desteğin yinelendiği ortak deklarasyon, Avrupa başkentlerinde büyük bir rahatlama yarattı. Trump’ın Danimarka’dan Grönland’ı satın alma girişimleri ve Orta Doğu’daki bölgesel askeri gerilimler nedeniyle aylardır gergin olan ilişkiler, Ankara’da sağlanan geçici uzlaşı ile nefes aldı. Ancak Avrupalı diplomatlar, Washington ile ilişkilerdeki belirsizliğin sürdüğünü ve askeri caydırıcılık açısından ABD’nin nükleer ve konvansiyonel gücüne olan bağımlılığın devam ettiğini gizlemiyor.

"Salondaki en baskın aktör ABD"
Zirve sonrası küresel basına değerlendirmelerde bulunan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ittifak içindeki güç dengelerine açıkça vurgu yaptı. Rutte, "Dürüst olmak gerekirse salonda tek bir baskın aktör var. Amerika Birleşik Devletleri tek başına NATO ekonomisinin yarısını oluşturuyor ve askeri gücü, geri kalan tüm müttefiklerin toplam gücüne eş değer düzeyde" ifadelerini kullandı. Genel Sekreter, son dönemde yaşanan görüş ayrılıklarının ittifakın Moskova’ya karşı caydırıcılık kapasitesine zarar vermediğini savunsa da, uluslararası strateji uzmanları aynı iyimserliği paylaşmıyor. Güvenlik analistleri, Trump’ın sergilediği tutumların ittifak yapısında kalıcı hasarlar bıraktığını ve bu durumun savunma harcamalarını karşılayan seçmenler nezdinde güven erozyonuna yol açtığını ileri sürüyor.
Savunma bütçelerinde "Trump Trilyonu" stratejisi
Ankara’daki zirvenin krizsiz atlatılabilmesi adına Genel Sekreter Rutte ve ev sahibi Türkiye’nin yoğun bir diplomatik çaba sarf ettiği belirtiliyor. Beyaz Saray’da gerçekleştirilen ön hazırlık toplantılarında, Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarındaki artış grafiklerle Trump’a sunuldu. 2017 yılından bu yana üye ülkelerin yaptığı ek harcamaları kapsayan ve altın harflerle "Trump Trilyonu" olarak adlandırılan 1.21 trilyon dolarlık bütçe raporu, ABD Başkanı’nı ikna etmek için önemli bir koz olarak kullanıldı. Trump, Avrupa’nın kendi konvansiyonel savunma sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini savunurken, ittifak yönetimi de bu talebe yanıt olarak Ankara’da 50 milyar doları aşan devasa savunma sanayisi anlaşmalarına imza atıldığını duyurdu.
Her ne kadar Ankara Zirvesi’nin ardından olumlu bir hava esiyor gibi görünse de, Avrupa orduları önümüzdeki dönemin getirebileceği köklü değişikliklere karşı hazırlık yapıyor. Pentagon’un Avrupa’da konuşlu bulunan yaklaşık 80 bin Amerikan askerinin varlığına yönelik başlattığı kapsamlı inceleme, kıtada derin bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Yaşanan bu yıllık varoluşsal krizleri ve diplomatik gerilimleri azaltmak adına birçok NATO üyesinin, gelecek yıl Arnavutluk’ta yapılması planlanan liderler zirvesini erteleyerek bu tür üst düzey toplantıların sıklığını azaltmayı tartıştığı ifade ediliyor.

