Piyasa verileri yükleniyor...
Yapay zeka kontrolden çıkıyor mu? Yeni gündem kurucu oyuncu!

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA araştırmacısı Prof. Dr. Erman Akıllı, yapay zekada kendi kendini geliştiren sistemlerin geleceğin güç dengeleri ve dijital egemenlik anlayışı üzerindeki etkilerini kaleme aldı. Akıllı: "Özyinelemeli yapay zeka kapasitesi, geleceğin güç mimarisinde yalnızca bir araç değil doğrudan gündem kurucu bir jeopolitik kapasite haline dönüşebilir." dedi.

HABERIN DEVAMI

Yapay zeka teknolojisi geliştiricilerinden Anthropic, geçtiğimiz günlerde yayımladığı “When AI Builds Itself” (Yapay zeka kendini inşa ettiğinde) başlıklı yazıyla yapay zeka teknolojilerinin geleceğine dair önemli bir uyarıyı kamuoyuyla paylaştı. Yazının merkezinde, Türkçeye “özyinelemeli kendini geliştirme” olarak çevirebileceğimiz “recursive self improvement” kavramı bulunmaktadır. Anthropic bu kavramı, bir yapay zeka sisteminin insan müdahalesi olmaksızın kendisinden daha yetenekli bir halefi tasarlayıp eğitebilmesi olarak tanımlamaktadır. Şirket, henüz bu eşiğe ulaşılmadığını ve böyle bir sonucun kaçınılmaz olmadığını vurgulasa da söz konusu gelişmenin pek çok kurumun ve devletin hazırlıklı olduğundan çok daha erken gerçekleşebileceği uyarısında bulunmaktadır.

Yapay Zekada Yeni Eşik

Bu uyarıyı önemli kılan husus, söz konusu gelişmenin soyut bir gelecek tasavvurundan değil, bizzat şirketin kendi faaliyetlerinden hareketle dile getiriliyor olmasıdır. Anthropic’in açıkladığına göre, kurumun kod tabanına eklenen kodun yüzde sekseninden fazlası Mayıs 2026 itibarıyla Claude tarafından yazılmaktadır. İki yıl önce yalnızca birkaç puan düzeyinde olan bu oran, bugün şirketin yapay zeka geliştirme sürecinin önemli bir kısmının yine yapay zeka tarafından yürütüldüğünü göstermektedir. Bir başka ifadeyle, yapay zekayı inşa eden insan eli giderek geri çekilmekte, yapay zekânın kendi gelişim sürecindeki payı ise hızla artmaktadır.

Asıl can alıcı mesele tam da burada başlamaktadır. İnsan artık yalnızca üreten değil, yönlendiren, izleyen ve son aşamada doğrulayan bir konuma doğru itilmektedir. Bu ilk bakışta verimlilik artışı gibi görülebilir. Nitekim yapay zekanın kod yazması, araştırma süreçlerini hızlandırması, bilimsel keşiflere katkı sunması ve sağlık gibi alanlarda insanlığa büyük faydalar sağlaması mümkündür. Ancak aynı süreç, insanların yapay zeka sistemleri üzerindeki denetimini kaybetme ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Anthropic’in açıklamasını önemli kılan da tam olarak bu “dürüstlüktür (!)”. Şirket, kendi geliştirdiği teknolojinin yalnızca imkânlarını değil, denetlenemez hale gelme riskini de açıkça kabul etmektedir.

Teknolojik Rekabetin Ötesinde, Tekelleşme Riski

Eğer özyinelemeli kendini geliştirme bir gerçekliğe dönüşürse, bu teknolojiye ilk ulaşan aktörlerin elindeki üstünlük yalnızca geçici bir avantaj olarak kalmayacak, aynı zamanda kalıcı ve telafisi güç bir dijital asimetriye dönüşecektir. Çünkü kendi halefini inşa edebilen bir yapay zeka sistemi, her yeni gelişim döngüsünde rakipleriyle arasındaki mesafeyi daha da açma potansiyeline sahip olacaktır. Bu durum, klasik anlamda teknolojik rekabetin ötesinde, yeni bir güç yoğunlaşması ve tekelci kapasite üretimi anlamına gelecektir. Zira bu aşamada belirleyici mesele artık kimin daha iyi bir model geliştirdiği değil, kimin kendi kendini geliştiren zeka döngüsünü önce kurduğu meselesi olacaktır.

Bu noktada mesele, uluslararası ilişkiler teorisi açısından da son derece kritik bir boyut kazanmaktadır. John Mearsheimer’in saldırgan (ofansif) realizm anlayışında vurguladığı üzere, uluslararası sistemde güç yalnızca sahip olunan kapasite değil, aynı zamanda aktörlerin gündem belirleme ve diğer aktörlerin davranış alanını sınırlandırma kabiliyetidir. Benzer biçimde, yapay zeka çağında kendi kendini geliştiren model döngüsünü kuran aktör, yalnızca teknolojik üstünlük elde etmiş olmayacak, aynı zamanda uluslararası alanın stratejik gündemini de şekillendirme imkânına kavuşacaktır. Başka bir ifadeyle, özyinelemeli yapay zeka kapasitesi, geleceğin güç mimarisinde yalnızca bir araç değil, doğrudan gündem kurucu bir jeopolitik kapasite haline dönüşebilir.

Meşru, Denetlenebilir Ve Çok Katmanlı

Devletler adına diğer bir risk alanı ise dijital asimetrinin epistemik bağımlılığa dönüşmesidir. Bilgiyi üreten, işleyen, sınıflandıran ve onaylayan altyapının belirli teknoloji merkezlerinde yoğunlaşması, geri kalan aktörleri yalnızca teknolojinin değil, o teknoloji aracılığıyla üretilen bilginin, kararın ve anlam dünyasının da bağımlı tüketicileri haline getirebilir. Bu nedenle özyinelemeli kendini geliştirme ihtimali, yalnızca daha güçlü yapay zeka modellerinin ortaya çıkması anlamına gelmez. Aynı zamanda egemenliğin veri, algoritma, hesaplama kapasitesi ve bilişsel altyapılar üzerinden yeniden tanımlandığı yeni bir uluslararası düzenin habercisidir. Dolayısıyla dijital otonomi artık teknik bir kapasite meselesi değil, egemenliğin yeni eşiği olarak görülmelidir.

Anthropic’in önerdiği küresel koordinasyon çağrısı da meseleyi doğrudan uluslararası siyasetin merkezine taşımaktadır. Şirketin bu eşik aşılmadan önce gelişmeyi yavaşlatma ya da geçici olarak durdurma seçeneğinin elde tutulması gerektiğini savunması, yapay zeka denetiminin artık yeni bir silah kontrolü meselesi olarak ele alındığını göstermektedir. Ancak yapay zeka alanındaki denetim sorunu, nükleer silah kontrolünden çok daha karmaşık bir karaktere sahiptir. Bir eğitim sürecini gizlemek, füze rampalarını saklamaktan daha kolaydır. Veri merkezleri, çipler, yazılımlar ve model mimarileri hem sivil hem de stratejik amaçlarla kullanılabilir. Dahası, bu alanda sessizce kuralı ihlal ederek öne geçmenin getirisi son derece yüksektir. Bu nedenle yalnızca iyi niyete dayalı gönüllü yavaşlama rejimleri yeterli olmayacaktır. Asıl ihtiyaç, devletleri, teknoloji şirketlerini, uluslararası kuruluşları, akademiyi ve toplumları kapsayan meşru, denetlenebilir ve çok katmanlı bir küresel yönetişim mimarisidir.

Milli Egemenlik Ve Dijital Diplomasi Hamlesi

Türkiye açısından bu tablonun ortaya koyduğu sonuç son derece açıktır. Yapay zekanın geleceğine dair kuralların, normların ve denetim mekanizmalarının yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin bu tartışmanın yalnızca izleyicisi olması düşünülemez. Tam aksine, Türkiye bu sürecin hem ahlaki hem diplomatik hem de stratejik boyutlarında aktif bir rol üstlenmek zorundadır. Çünkü mesele yalnızca teknolojik rekabete ayak uydurmak değildir. Mesele, insanlığın geleceğini etkileyecek bir alanda kimin söz söyleyeceği, kimin norm üreteceği ve kimin meşruiyet zemini inşa edeceği meselesidir.

Türkiye’nin farklı bloklar, bölgeler ve medeniyet havzaları arasında köprü kurabilen diplomatik tecrübesi, bilişsel diplomasi çağında önemli bir stratejik imkâna dönüşmektedir. Küresel kuzey ile küresel güney arasında, Batı ittifakı ile yükselen güç merkezleri arasında ve devlet merkezli uluslararası düzen ile teknoloji merkezli yeni güç yapıları arasında denge kurabilen Türkiye, yapay zeka yönetişiminde daha adil, kapsayıcı ve meşru bir düzenin norm girişimcisi olabilir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “daha adil bir dünya mümkün” vizyonu, bu noktada yalnızca klasik uluslararası siyaset için değil, dijital çağın yönetişim mimarisi için de anlamlı bir rehber niteliği taşımaktadır. Zira yapay zekanın geleceği sadece teknolojinin geleceği değil; aynı zamanda hakikatin, egemenliğin ve adaletin de geleceğidir.

[Prof. Dr. Erman Akıllı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi ve SETA'da araştırmacıdır.]

İlişkili Haber
Yapay zeka ile MİT'le görüşmüş gibi paylaşım yapan şüpheli yakalandı

Yapay zeka ile MİT'le görüşmüş gibi paylaşım yapan şüpheli yakalandı

Bu habere tepkiniz ne?

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yapın.
Yorumlar yükleniyor...