Sudan'da Nisan 2023'te başlayan müdahale ve dışarıdan bakıldığında iki silahlı güç arasındaki klasik bir iktidar mücadelesi gibi sahnelendi. Ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan ile RSF'nin lideri Muhammed Hamdan Dagalo'nun — Hemedti — çatışması, kısa sürede ülkenin büyük bölümünü içine alan yıkıcı bir savaşa dönüştü. Ancak Darfur için bu savaş yeni değildi. Kimilerine göre bu, tamamlanmamış bir suçun devamıydı.
Janjaweed'den RSF'ye: sivilleri hedef alan soykırım
2013 yılında kurulan RSF'nin kökenleri, 2000'li yılların başında Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde faaliyet gösteren Janjaweed milislerine dayanıyordu. At sırtında köylere giren, evleri yakan, sivilleri hedef alan bu Arap milisler; Birleşmiş Milletler, insan hakları örgütleri ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soykırım, etnik temizlik ve insanlığa karşı suçlar işlemekle suçlandı.
Hedef alınanlar büyük ölçüde Darfur'un siyah Afrikalı, Arap olmayan topluluklarıydı. Binlerce köy yok edildi, yüz binlerce insan öldürüldü, milyonlarcası yerinden edildi. Uluslararası toplum 'bir daha asla' dedi; ancak sahada bu sözlerin karşılığı olmadı.
Janjaweed milisleri zamanla dağıtılmadı. Aksine, yeniden örgütlendi. 2013'te RSF adıyla resmî paramiliter güç statüsü kazandılar. Bu adım, Darfur'daki suçlarla yüzleşmek yerine, bu suçları işleyen yapının kurumsallaştırılması anlamına geliyordu. RSF doğrudan Hemedti'nin kontrolüne verildi; silahlandı, maaş aldı ve Sudan ordusundan bağımsız bir güç merkezine dönüştü.
Bugünkü savaşta Darfur'un yeniden RSF'nin en ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldığı bölge olması tesadüf değil. Birleşmiş Milletler, ABD ve uluslararası insan hakları örgütleri, RSF'nin Darfur'da sivilleri sistematik biçimde hedef aldığını; toplu katliamlar, cinsel şiddet ve zorla yerinden etmeler gerçekleştirdiğini bildiriyor.
El-Fasher ve çevresinden gelen tanıklıklar, 20 yıl önceki Darfur anlatılarıyla neredeyse birebir örtüşüyor: ev ev dolaşan silahlı gruplar, erkeklerin infaz edilmesi, kadın ve kız çocuklarına yönelik tecavüzler, sivillerin toplu mezarlara gömülmesi.
Bu nedenle 'soykırım' kavramı yeniden tartışmaya açılmış durumda. Hukuki tanım üzerindeki ihtilaf sürse de, Darfur'daki siviller için değişen bir şey yok: şiddet devam ediyor.
Uydu Görüntülerinde Kaybolan Mezarlar
Sudan'daki savaş suçlarının belgelenmesinde uydu görüntüleri kilit rol oynuyor. Sahaya erişimin neredeyse imkânsız olduğu bölgelerde, yanmış köyler, tahrip edilmiş mahalleler ve yeni kazılmış toprak alanları, tanıklıkları doğrulayan görsel kanıtlar sunuyor.

[Uydu Görüntüsü – Darfur / El-Fasher: Yanmış yerleşim alanları]
Associated Press'in eriştiği görüntüler ve Yale Üniversitesi'ne bağlı Humanitarian Research Lab'in analizleri, El-Fasher çevresinde kısa süre içinde ortaya çıkan ve daha sonra üzeri kapatılan kazı alanlarını ortaya koyuyor. Bu alanların, tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, toplu mezarlara karşılık geldiği düşünülüyor.

[Uydu Görüntüsü – El-Fasher: Toplu mezar olduğu değerlendirilen alan]
AP'nin incelediği başka görüntülerde, şehirdeki bazı beyaz nesnelerin daha önceki vakalarda ölü bedenlere karşılık geldiği biliniyor. Bu görüntüler, katliamların ölçeğine dair çarpıcı ipuçları sunuyor.
Ancak bu kanıtların önemli bir kısmı kısa süre içinde erişimden kaldırılıyor, güncelleniyor ya da kamuya açık platformlardan kayboluyor. Bu durum, Sudan'daki savaş suçlarının neden yeterince görünür olmadığına dair kritik bir soruyu gündeme getiriyor: Kanıtlar var, ama neden izler siliniyor?
BAE'nin RSF Ardındaki Gizemli Gölgesi
Associated Press'in özel araştırmasına göre; ABD istihbaratının aylardır yaptığı değerlendirmeler, ABD'nin yakın müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin RSF'ye silah gönderdiğini ortaya koyuyor. Bu bilgi, gizli raporların ayrıntılarını paylaşmak için isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan ABD'li bir yetkili tarafından doğrulandı.
Yetkiliye göre, Eylül ayı sonlarında hazırlanan iki ayrı istihbarat raporu, BAE'den RSF'ye yapılan silah sevkiyatının yaz sonundan sonbahar başına kadar arttığını gösteriyor. Bu sevkiyatların Çin yapımı silahlı ve silahsız insansız hava araçları, ağır makineli tüfekler, hafif silahlar, havan topları ve topçu sistemlerini içerdiği belirtiliyor.
Birleşik Arap Emirlikleri bu iddiaları reddediyor. Yapılan resmî açıklamada, 'Savaşan taraflardan herhangi birine destek sağladığımız iddialarını kesinlikle reddediyoruz' deniliyor ve acil ateşkes çağrısı vurgulanıyor.
Ancak Ocak 2024'te Birleşmiş Milletler uzmanlarından oluşan bir panel, BAE'nin başta komşu Çad olmak üzere RSF'ye silah sevkiyatı yaptığına dair raporların güvenilir olduğunu açıkladı.
Sudan'daki savaş yalnızca silahla yürümüyor. Bu çatışmanın en önemli finansman kaynaklarından birisi; Altın ve yer altı kaynakları. BM uzmanlarına göre BAE, RSF'nin altın ticareti için hayati bir çıkış noktası sağlıyor. ABD, RSF'ye altın satışı yapılmasına ve silah teminine yardımcı olduklarını söylediği altı BAE merkezli şirkete yaptırım uyguladı. Altının bir kısmının Mısır üzerinden de kaçırıldığı bildiriliyor.
Paramiliter Güçlerle İmparatorluk
Sudan araştırmacısı Hamid Khalafallah'a göre, BAE'nin RSF'ye verdiği iddia edilen destek, yalnızca Sudan'la sınırlı değil. Bu politika, 2011 Arap Baharı'ndan bu yana, İslamcı grupları tehdit olarak gören Abu Dabi'nin bölgesel stratejisinin bir parçası.
Khalafallah, BAE'nin küçük ama son derece zengin bir ülke olarak nüfuzunu, devlet kurumlarının dışında kalan paramiliter güçler aracılığıyla daha etkili biçimde yayabildiğini söylüyor. Libya'da Halife Hafter'in güçlerinin desteklenmesi, Yemen'de güneyli milislerle kurulan ilişkiler ve Somali'nin ayrılıkçı bölgeleri Somaliland ve Puntland ile geliştirilen bağlar bu stratejinin örnekleri olarak gösteriliyor.
Washington'daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nde (CSIS) Afrika programında kıdemli araştırmacı olan Cameron Hudson ise ABD Kongresi'nde yaptığı açıklamada, BAE'nin RSF'yi desteklemek için Etiyopya ve Kenya'ya mali destek sağladığını; Libya, Çad, Güney Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinden askeri destek verdiğini söyledi. Hudson'a göre BAE, Sudan'ı adeta 'ateş çemberiyle kuşattı'.
Uluslararası Af Örgütü'nün raporları, RSF'nin Darfur'daki eylemlerinin savaş suçu teşkil ettiğini açıkça ortaya koyuyor. El-Fasher'de onlarca silahsız erkeğin infaz edildiği, kadın ve kız çocuklarının sistematik biçimde cinsel saldırıya uğradığı, yüzlerce cesedin sokaklarda kaldığı bildiriliyor.
İsmini gizli tutmak isteyen bir tanık AP'ye, şehirden kaçmaya çalışırken kendisinin ve 14 yaşındaki kızının tecavüze uğradığını; kızının saldırı sonrası hayatını kaybettiğini anlattı. Başka kadınlar fidye için rehin alındıklarını ve defalarca saldırıya uğradıklarını açıkladı.
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, bu şiddetin savaş suçu teşkil ettiğini ve uluslararası hukuk uyarınca daha ağır suçlara karşılık gelebileceğini belirtti.
Tüm bu kanıtlara rağmen, uluslararası toplumun tepkisi sınırlı kalıyor. Sudan'daki siviller için; Kanıt var siliniyor, tanık var öldürülüyor, görüntü var iletişim yok. Değişmeyen gerçek ise Sudan'da izleri


