Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuba Mutluer, suç örgütleri tarafından dijital platformlar üzerinden sergilenen lüks yaşam ve sahte kahramanlık gösterilerinin küçük yaştaki bireyleri manipüle ettiğini belirtiyor. Bu sanal ortamlarda sunulan yanıltıcı yaşam tarzı, çocukların karar verme mekanizmalarında ve ödül-dopamin dengesinde ciddi tahribatlara yol açıyor. Alkol veya madde kullanımına benzer şekilde, günümüzde internet içeriklerine ve sosyal medya platformlarına karşı gelişen bağımlılık büyük bir risk barındırıyor. Uzmanlar, bu tür zararlı içeriklere özellikle erken yaşlarda maruz kalınmasının, beyin yapısında kalıcı ve ciddi düzeyde farklılaşmalara neden olduğu konusunda uyarıyor.
Kısa Yoldan Para Kazanma Algısı Bağımlılık Yaratıyor
Kısa yoldan para kazanma ve suç şebekesi liderliği gibi tehlikeli kavramların internet ortamında bir kahramanlık hikayesi gibi sunulması, çocuklar üzerinde yıkıcı etkiler bırakıyor. Bu tür paylaşımların gerçeği yansıtmayan birer illüzyon olduğunu vurgulayan uzmanlar, çocukları suça iten temel etkenin bu platformlarda geçirilen zamanla ilişkili olduğunu belirtiyor. Çocuk, bu içerikleri hızla tüketiyor ve zamanla geliştirdiği bağımlılık duygusu nedeniyle sürekli daha fazlasını talep ediyor. Gerçek yaşamda mutsuz, içe dönük ve öz güven eksikliği yaşayan bireyler, bu sanal dünyadaki güç gösterilerini doğrudan örnek alıyor. Çocukların beyin yapısı henüz tam olarak gelişmediği için, ekranda gördükleri bu yükseltici algıyı gerçeklik süzgecinden geçiremiyorlar. Dizi formatında sunulan ve internette yaygınlaşan bu içeriklerin, gelişim süreci açısından son derece tehlikeli olduğu belirtiliyor.
Suç Örgütleri Cezai Ehliyet Sınırını İstismar Ediyor
Türkiye'deki mevcut yasal düzenlemelere göre on iki yaşından küçük çocukların cezai ehliyet sorumluluğu bulunmuyor. On iki ile on beş yaş arasındaki kritik dönemde ise çocukların durumu özel profesyoneller tarafından değerlendiriliyor. Suç örgütleri, çocukları korumak amacıyla oluşturulan bu yasal sınırları kendi yasa dışı çıkarları doğrultusunda açıkça istismar ediyor. Gelişim çağındaki bireylere yanlış inanışlar ve kısa vadeli ödüller sunan şebekeler, çocukları adeta birer araç gibi kullanıyor. Herhangi bir ceza almayacakları algısıyla kandırılan ve düşünsel olarak henüz fren mekanizması gelişmemiş olan küçük yaştaki bireyler, suça teşvik ediliyor.
Kazanılan Bir Statü Değil Yalnızlaşma Süreci Var
Suç şebekelerinin ağına düşen çocuklar, çevrelerinde yeni bir statü kazandıklarını düşünürken aslında hayatlarının en büyük kayıplarını yaşıyor. Bu tehlikeli süreçte öncelikle güvenli aile ortamından kopuş başlıyor ve okuldaki devamsızlık oranları hızla artıyor. Çetevari kişilerle kurulan yeni arkadaşlık bağları, çocuğun normal sosyal çevresinden dışlanmasına ve giderek daha da yalnızlaşmasına neden oluyor. Bu izole ortamdan beslenen birey, yasa dışı eylemlere her geçen gün bir adım daha yaklaşıyor. İşlenen suçlar çocuğa bir kahramanlık gibi gösterildikçe yasa dışı sistem daha da pekişiyor. Dışlanma arttıkça derinleşen bu tehlikeli kısır döngünün kırılabilmesi için, durumun aileler tarafından erkenden fark edilmesi ve erken müdahale yöntemlerinin devreye sokulması hayati önem taşıyor.



