Orta Doğu bölgesinde devam eden çatışmalar ve petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş eğilimi, küresel piyasalarda enflasyon risklerini yeniden alevlendirirken, önde gelen merkez bankalarına yönelik gelecek dönem para politikası beklentilerinin "şahinleşmesine" yol açıyor. ABD-İsrail ile İran arasındaki gerilimlerin yakın vadede çözüme kavuşacağına dair umutların azalması ve İran tarafının
'nı kapalı tutacağı yönündeki açıklamaları, piyasalardaki risk algısını yüksek seviyelerde tutmaya devam ediyor. Bu jeopolitik gelişmelerin İran'ın enerji arzını daha da kısıtlayabileceği endişesi, yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) stratejik petrol rezervlerini piyasaya sürme hamlesi de petrol fiyatlarındaki yükselişi durdurmakta yetersiz kalıyor.
Artan enerji fiyatlarının enflasyonist baskıları tetikleyebileceği endişesi, merkez bankalarının faiz kararlarında temkinli hareket edebileceği yönündeki tahminleri öne çıkarıyor. Para piyasalarındaki güncel fiyatlamalara göre, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) yılın ilk faiz indirimini temmuz toplantısında yapacağı beklentileri ileri bir tarihe ötelenirken, yıl genelinde daha önce iki olarak öngörülen gevşeme adımı beklentisi bire düşmüş durumda. Avrupa Merkez Bankası'na (ECB) ilişkin tahminlerde de belirgin değişiklikler gözlemleniyor ve bankanın yılın ilk yarısında tekrar sıkılaşma sürecine girebileceğine yönelik fiyatlamalar dikkat çekiyor. Benzer şekilde, İngiltere Merkez Bankası'na (BoE) yönelik faiz indirimi beklentileri sabit tutulma yönüne kayarken, Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) nisan ayında faiz artıracağına ilişkin öngörüler piyasalarda güçleniyor.
Enerji Şoku Küresel Likiditeyi Yeniden Şekillendiriyor
Yatırım Finansman Strateji ve Yatırım Danışmanlığı Yönetmen Yardımcısı Makbule Deniz, enerji piyasalarında yaşanan yeni dalganın piyasa beklentileri üzerinde son derece etkili olduğunu ve merkez bankalarının yeniden temkinli ve sıkı para politikası eksenine girebileceklerini ifade etti. 2026 yılının büyük merkez bankalarının para politikalarındaki ayrışma temasıyla başladığını belirten Deniz, jeopolitik risklerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki artışın bu tabloyu hızla değiştirdiğini dile getirdi.
Makbule Deniz, son dönemde merkez bankalarının gündemlerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"İngiltere'de BoE'nin temkinli duruşu, Japonya'da BoJ’un zayıf yen ve enflasyonist baskılar karşısındaki faiz artırımı hazırlığı, Avrupa'da ECB'den gelen şahin açıklamalar ve Fed'in bekle-gör politikası küresel likiditeyi şekillendirirken enerji fiyatlarındaki yeni dalga, merkez bankalarını yeniden temkinli ve sıkı para politikası ekseninde birleştirmiş durumda."
Deniz, Orta Doğu'da tırmanan gerginlik sonrası Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin durma noktasına gelmesinin ve Katar’ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimini durdurma kararının, enerji piyasalarında ciddi bir "arz şoku" yarattığını belirtti. Enerji maliyetlerindeki bu artışın gelişmiş ekonomilerde enflasyon beklentilerini yukarı çektiğini vurgulayan Deniz, "Yapılan analizler, petrol ve doğal gaz fiyatlarında her 10 dolarlık kalıcı bir artışın, nakliye ve sigorta maliyetlerindeki ek yüklerle birlikte, ortalama yıllık enflasyonu yaklaşık 0,5 ila 0,7 puan artırdığını göstermektedir" dedi. Deniz ayrıca, ABD özelinde petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın enflasyona yaklaşık 0,2 puanlık doğrudan katkı yaptığının hesaplandığını ifade etti.
Fed İndirim Beklentilerini Öteliyor, ECB'de Artış İhtimali Güçleniyor
Enerji fiyatlarındaki hızlı yükselişin küresel ölçekte yeni bir maliyet enflasyonu şoku riskini beraberinde getirdiğini belirten Deniz, değerlendirmelerine şu şekilde devam etti:
"Petrol üreticisi ve ihracatçısı konumunda olan ABD için artan fiyatlar, bir yandan ekonomik bir denge unsuru olsa da Amerikalı tüketici tabanı için önemli kalemlerden biri olan akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin enflasyon üzerindeki baskısı söz konusu. Benzin fiyatlarının şubat ayındaki ortalama 2,90 dolar seviyesinden 3,63 dolara yükselmesi, Fed tarafında temkinli yaklaşımı beraberinde getirebilir. Swap piyasalarında Fed’e yönelik faiz indirimi beklentileri, eylül ayına ötelenmiş durumda."
Yaşanan bu enerji şokunun, özellikle enerjide dışa bağımlı Avro Bölgesi açısından çok önemli bir makroekonomik belirsizlik oluşturduğuna dikkati çeken Deniz, 2022 yılında devreye alınan ancak fiilen işlemeyen fiyat tavan uygulaması ve doğal gaz sübvansiyonlarının artan fiyatlar sonrasında yeniden Avrupa'nın gündemine geldiğini ifade etti.
Deniz, Avrupa'da ECB'nin 2026 yılı enflasyon tahminlerinin Brent petrolün 62,50 dolar, doğal gazın ise 29,6 avro/megavat saat olacağı varsayımına dayandığını hatırlatarak şunları dile getirdi:
"Güncel piyasa koşullarında tahminlerin aşılması, ECB tarafında ihtiyatlı yaklaşımı beraberinde getirebilir. Swap piyasalarına baktığımızda ECB'den mart ayı faiz kararında pas geçmesine kesin gözüyle bakılırken temmuz ayına kadar iki faiz artışı fiyatlamaların içerisine girdi. Diğer yandan artan enflasyon beklentileri, Avrupa devlet tahvillerini olumsuz etkileyerek getirilerin yükselmesini de beraberinde getirmekte. Faiz artırım beklentilerinin yeniden gündeme gelmesi, Avrupa ekonomisi için durgunluk ihtimalini de güçlendirmektedir."
BoE'nin İndirim Beklentileri Zayıfladı, BoJ Nisan'da Artışa Gidebilir
İngiltere cephesinde BoE'nin faiz indirimi beklentilerinin yerini daha temkinli fiyatlamalara bıraktığını anlatan Deniz, "Mart toplantısında bankanın pas geçmesi beklenirken yıl sonlarına doğru 10 baz puanlık faiz artırımı ihtimali, fiyatlamalar dahilinde bulunuyor" ifadelerini kullandı.
Japonya tarafında ise BoJ'un gelecek hafta gerçekleştireceği toplantıda faiz oranlarını sabit tutmasının beklendiğini belirten Deniz, nisan ayında ise yeni bir faiz artırımına gidileceğine dair öngörülerin giderek güç kazandığını söyledi. Zayıf seyreden Japon yeni ve yükselen enerji fiyatlarının bankanın daha sıkı bir para politikası uygulayacağına ilişkin beklentileri artırdığını belirten Deniz, swap piyasasındaki fiyatlamalar, son dönemdeki şahin açıklamalar ve gelen ekonomik verilerin etkisiyle BoJ'un nisan ayında 25 baz puanlık faiz artışı ihtimalinin yüzde 62 seviyelerinde fiyatlandığını aktardı.
Deniz son olarak, arz yönlü şoklarla başa çıkmak için sadece para politikası adımlarının yeterli olmayacağını dile getirerek, "Yüksek enerji maliyetlerine faiz oranlarını yükselterek reaksiyon vermek, potansiyel büyümede yavaşlamayı beraberinde getirebilir. Dolayısıyla eş güdümlü mali teşvikler de destekleyici ve daha önemli" şeklinde konuştu.


