Uluslararası uzmanlar, iklim krizi gerçeğinin Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel halk sağlığı acil durumu olarak ilan edilmesi gerektiğini vurguluyor. Bağımsız Avrupa iklim ve sağlık komisyonu, bu durumun dünya çapında büyük bir tehdit oluşturduğunu ve uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu seviyesine çıkarılması gerektiğini belirtti. Uzmanlar, gerekli adımların atılmaması halinde milyonlarca insanın gereksiz yere hayatını kaybedebileceği konusunda uyarıyor.
Dang humması gibi vektör kaynaklı hastalıkların uluslararası yayılımı, aşırı hava olayları, küresel ısınma, gıda güvensizliği ve hava kirliliği bu tür bir acil durum ilanını zorunlu kılıyor. Avrupalı bakanlara sunulacak olan rapor, Dünya Sağlık Örgütü meclisi öncesinde tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Acil durum ilanı tek başına iklim değişikliğini tersine çevirmeyecek olsa da, sağlık krizinin gerektirdiği koordineli uluslararası müdahaleyi tetikleme potansiyeline sahip.
Gelecek Nesiller İçin Risk Giderek Büyüyor
Eski sağlık ve iklim bakanlarının da yer aldığı on bir kişilik bağımsız komisyon, iklim değişikliği gerçeğinin sahte bir haber veya azalan bir öncelik olmadığını, aksine sağlık, ekonomi, gıda, su ve ulusal güvenlik için acil bir tehdit oluşturduğunu ifade ediyor. Komisyona başkanlık eden eski İzlanda Başbakanı Katrín Jakobsdóttir, durumun bir pandemi olmasa da insanlığın hayatta kalmasını tehdit eden bir halk sağlığı acil durumu olduğunu belirtiyor. Jakobsdóttir, daha hızlı ve kapsamlı adımlar atılmazsa milyonlarca insanın daha ölebileceğini veya hayatını değiştirecek hastalıklarla yüzleşebileceğini dile getiriyor.
Mevcut emisyon oranlarıyla devam edilmesinin hem mevcut hem de gelecek nesiller için sağlık riskleri oluşturduğu bilim insanları tarafından vurgulanıyor. Daha fazla insanın aşırı sıcaklardan, sellerden ve bulaşıcı hastalıklar nedeniyle acı çekeceği, orman yangınlarından kaynaklanan hava kirliliği ve gıda güvensizliğinin artacağı belirtiliyor. Bu tablo karşısında hükümetlerin, sadece Avrupa'da yılda yüz binlerce erken ölüme doğrudan neden olan fosil yakıt teşviklerini durdurması talep ediliyor.
Fosil Yakıt Teşvikleri Büyük Bir Sağlık Başarısızlığı
Rapor, bölgenin petrol ve gaz üretimi sübvansiyonlarına her yıl devasa bütçeler ayırdığını ortaya koyuyor. Bazı Avrupa ülkelerinde fosil yakıt teşvikleri ulusal sağlık harcamalarının önemli bir bölümünü aşıyor. Bu durum sürdürülebilir bir enerji politikasından ziyade bir halk sağlığı başarısızlığı olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, yeni sübvansiyonların ve yeniden sondaj çalışmalarının sağlık açısından felaket olabileceği konusunda hükümetleri uyarıyor.
Sağlık liderlerinin iklim tartışmalarına doğrudan katılması gerektiği ifade edilirken, iklim şüpheciliği ve dezenformasyonla mücadele için meselenin kişiselleştirilmesi gerektiği savunuluyor. İklim değişikliğinin gelecekte veya başka bir yerde değil, şu an şehirlerde yaşamlara mal olduğu, hastaneleri doldurduğu, kaygı ve strese yol açtığı belirtiliyor. Temiz hava, yalıtımlı evler ve sürdürülebilir gıda gibi çözümlerin insanları bugün daha sağlıklı yapacak politikalar olduğu vurgulanıyor.
Sağlık Sistemleri Doğal Afetlere Hazırlıklı Olmalı
Rapor ayrıca ülkelerin sağlık sistemleri altyapısının hızla değişen çevreye karşı daha dirençli hale gelmesi gerektiğini öneriyor. Her ülkenin sağlık tesislerinin konumunu, sel riskini ve uzun süreli aşırı sıcak dalgalarıyla nasıl başa çıkacağını bilmesi gerektiği ifade ediliyor. Hastanelerin genellikle taşkın yataklarına inşa edildiği ve enerji verimliliğinden yoksun olduğu gerçeği göz önüne alındığında, adaptasyon sürecinin hızlandırılması şart. Küresel emisyonların bir kısmını oluşturan sağlık sektörünün kendi içinde de iklim uyumu sağlaması gerekiyor.
Avrupa'daki sağlık sistemleri yetkilileri, fosil yakıta bağımlılığın sadece yüksek faturalar değil, aynı zamanda zorlanan sistemler, bozulan gıda tedarikleri ve baskı altındaki toplumlar anlamına geldiğini belirtiyor. İklim konusunda şimdi harekete geçmenin sadece çevresel değil, aynı zamanda bir güvenlik, sağlık ve ekonomi argümanı olduğu ifade ediliyor. Hükümetlerin bugün alacağı kararların, gelecek nesillerin taşıyacağı hastalık yükünü belirleyeceği ve gezegenin sınırlarının aşıldığını gösteren bilimsel kanıtların iklim krizi için acil durum ilanını zorunlu kıldığı yineleniyor.


