Türkiye'nin güneybatısında endemik olarak yaşayan 7 Likya semenderi türü ile 1 hibrit soyun günümüzdeki ve gelecekteki yaşam alanları bilimsel bir çalışmayla masaya yatırıldı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Biyolojik Çeşitlilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Yasin İlemin ve ekibinin gerçekleştirdiği araştırma, küresel iklim değişikliğinin bu hassas canlılar üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne serdi. Araştırma sonuçlarına göre, artan sıcaklıklar ve kuraklık senaryoları doğrultusunda semenderlerin yaşam alanlarının daha yüksek rakımlara ve kuzeye bakan yamaçlara doğru çekilmesi bekleniyor.
Kritik Mikrorefüjler Hayati Önem Taşıyor
Araştırma, türlerin gelecekte hayatta kalabilmesi açısından belirli bölgelerin sığınak niteliği taşıdığına dikkat çekiyor. Göcek-Köyceğiz, Köprülü Kanyon ve Sandras Dağı çevresinde bulunan iklim mikrorefüjlerinin, semenderlerin neslini sürdürmesi için kritik rol oynayacağı belirtiliyor. Ancak bu hayati alanların bir kısmının mevcut korunan statülerin dışında yer alması, biyolojik çeşitliliğin korunması adına önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, bu bölgelerin yasal statülerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Orman Yangınları ve Yanlış Müdahaleler Riski Artırıyor
İklim krizinin yanı sıra orman yangınları da Likya semenderleri için en büyük tehlikelerden biri olarak kayıtlara geçiyor. Akdeniz coğrafyasında artan sıcaklıkların uzattığı yangın sezonları, türlerin sığındığı kaya yarıklarını, nemli toprak katmanlarını ve ölü odun dokularını yok ediyor. Özellikle 2021 yılında bölgede yaşanan büyük orman yangınlarının bu kırılgan ekosistemi ne kadar olumsuz etkilediği biliniyor.
Bununla birlikte, yangın sonrasında yapılan hatalı müdahalelerin de tehlikeyi büyüttüğü vurgulanıyor. Derin toprak işleme faaliyetleri, kayaların kaldırılması ve ölü odunların tamamen temizlenmesi, alevlerden sağ kurtulan son sığınakları da ortadan kaldırabiliyor.
Koruma İçin Yeni Yönetim Politikaları Şart
Uzmanlar, Likya semenderlerinin geleceğinin güvence altına alınması için yangın sonrasında uygulanacak orman yönetim politikalarının hayati önem taşıdığını belirtiyor. Bu kapsamda yapay müdahaleler yerine doğal gençleştirmenin tercih edilmesi, yanmış kütük ve kayaların yerinde bırakılması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca pınar ve kayalıkların çevresinde 30 ila 50 metrelik koruma zonlarının oluşturulması ve serin-nemli habitat bağlantılarının kesintisiz sürdürülmesi, türlerin devamlılığı için elzem görülüyor.
