Uzay biyolojisi araştırmalarında Türkiye imzası. Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu kapsamında yürütülen MESSAGE Bilim Misyonu ile mikrogravitenin insan genleri üzerindeki etkileri araştırılırken, daha önce tanımlanmamış bazı genlerin keşfedildiği açıklandı. Üstelik bu genlere isim verme hakkı Türk bilim insanlarında olacak.
Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında konuşan TRGENMER Müdürü ve Proje Yürütücüsü Dr. Cihan Taştan, uzay biyolojisine ilişkin dikkat çeken bulguları paylaştı.
"UZUN YAŞAMA ADAPTE OLABİLİYOR"
Dr. Taştan, mikrogravite (yerçekimsiz ortam) koşullarının insan biyolojisi üzerindeki etkilerini inceleyen MESSAGE (Microgravity Associated Genetics) projesinde önemli sonuçlara ulaşıldığını belirterek: “Hücresel yaşlanma ile ilişkili AP2A1 gen ailesinin uzayda anlamlı şekilde baskılandığını gördük. Buna karşılık uzun yaşamla ilişkili genlerin ifadesi artıyor ya da stabil kalıyor. Bu durum, hücrelerin mikrogravite koşullarında kendini hayatta kalmaya ve uzun yaşamaya adapte ettiğini gösteriyor.” dedi.
Araştırmada, daha önce fonksiyonu bilinmeyen ve isimlendirilmemiş LOC ve miRNA genleri üzerinde çalışıldığını aktaran Taştan, yaklaşık 60’tan fazla LOC geninin incelendiğini ve bunlardan 6 tanesinin doğrudan mikrogravite ile ilişkili olduğunun ortaya konduğunu söyledi.
“2239 miRNA geni çalışması gerçekleştirdik ve bunlardan 36 tanesinin uzay şartları ile etkileştiğini gösterdik. Bu genler, Türk bilim insanları tarafından isimlendirilecek ilk genler arasında olacak.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunda yer alan Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever ile yürütülen çalışmalarda, uzay öncesi ve sonrası alınan kan örnekleri karşılaştırılarak genetik değişimler analiz edildi. Örneklerin Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) özel koşullarda -80 derecede saklandığı ve ardından Türkiye’ye getirilerek detaylı analizlerden geçirildiği belirtildi.
BİRÇOK HASTALIKLA İLİŞKİLİ
Dr. Taştan, yalnızca yaşlanma değil Alzheimer, Parkinson, depresyon, şizofreni ve obsesif kompulsif bozukluk ile ilişkili genlerde de önemli değişimler gözlemlediklerini açıkladı.
“Alzheimer ve Parkinson ile ilişkili birçok genin astronotlarda baskılandığını tespit ettik. Bu da gelecekte bu hastalıklar için yeni ilaç hedefleri geliştirme potansiyeli sunuyor.” dedi.
Araştırmalarda yaklaşık 60 bin mRNA’nın analiz edildiğini belirten Taştan, uzay ortamının öğrenme kapasitesi ve bilişsel süreçler üzerinde de etkili olabileceğine dikkat çekti. Nöroplastisite ile ilişkili yaklaşık 250 genin önemli bir kısmında anlamlı değişimler saptandığını aktardı.
Uzay çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Taştan, Türkiye’nin 90 gün ve üzeri uzun süreli uzay görevlerinde de yer almayı hedeflediğini belirtti. Yeni projeler arasında Ay misyonu ve insanlığın bilgisini DNA üzerinde korumayı amaçlayan “DNA Ark” (DNA gemisi) projesi de bulunuyor.
Dr. Taştan ayrıca, uzay biyolojisi alanındaki çalışmaların Nature Aging ve Nature Microgravity gibi yüksek etki faktörlü bilimsel dergilerde değerlendirme ve yayın süreçlerinde olduğunu belirterek NASA ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) bilim insanlarıyla iş birliklerinin sürdüğünü ifade etti.


