İnsanlık tarihi boyunca herkesin karnının doyduğu, hastalıkların bittiği, barınma sorununun olmadığı bir 'yeryüzü cenneti' (Ütopya) hayali kurulmuştur. Peki, bu hayal gerçek olsaydı ve hiçbir yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmasaydık ne olurdu? Mutluluktan uçar mıydık, yoksa kendi sonumuzu mu hazırlardık?
1968 yılında Amerikalı etolog (davranış bilimci) John B. Calhoun, bu sorunun cevabını bulmak için tarihin en ilginç ve en karanlık deneylerinden birine imza attı. Fareler için kurduğu kusursuz dünya Universe 25, bolluğun ve refahın nasıl bir sosyal çöküşe ve neslin tükenmesine yol açtığını kanıtlayan korkunç bir laboratuvara dönüştü.
Farelerin Cenneti: Sınırsız Yemek, Sıfır Tehlike
Calhoun, fareler için 2.7 metrekarelik devasa bir yaşam alanı inşa etti. Bu alanda:
Sınırsız yiyecek ve su vardı.
Hastalık yoktu, veteriner kontrolü tamdı.
Yırtıcı hayvan (kedi, baykuş) tehdidi yoktu.
İdeal sıcaklık ve sınırsız yuva malzemesi sağlanmıştı.
Deney, sağlıklı 4 erkek ve 4 dişi farenin bu 'cennete' bırakılmasıyla başladı. İlk aşamada her şey rüya gibiydi. Fareler hızla üredi, nüfus her 55 günde bir ikiye katlandı. 315. güne gelindiğinde nüfus 620'ye ulaşmıştı. Ancak tam bu noktada, o kusursuz düzen çatırdamaya başladı.
'Davranışsal Çöküş' (Behavioral Sink) Başlıyor
Fiziksel ihtiyaçlar karşılansa da, alanın darlığı nedeniyle sosyal roller karışmaya başladı. Fareler yiyecek için kavga etmek zorunda değildi ama 'statü' ve 'yer' için birbirlerine girmeye başladılar. Calhoun, bu kaosa Davranışsal Çöküş (Behavioral Sink) adını verdi.
Toplumda tuhaf gruplar oluştu:
Saldırganlar: Hiçbir neden yokken diğerlerine saldıran, kuyruklarını ve kulaklarını ısıran alfa erkekler.
Dışlanmışlar: Toplumun merkezinde toplanan, sürekli saldırıya uğrayan ve pasifleşen kurbanlar.
İlgisiz Anneler: Yavrularını beslemeyi bırakan, hatta onlara saldıran veya yuvalarından atan dişi fareler.
'Güzel Olanlar' (The Beautiful Ones) ve Yok Oluş
Kaosun ortasında, deneyin en ürkütücü grubu ortaya çıktı: Güzel Olanlar. Bu erkek fareler; kavgaya girmiyor, çiftleşmiyor, sosyalleşmiyor ve alan savunmuyordu. Günlerini sadece yemek yiyerek, uyuyarak ve kürklerini temizleyerek geçiriyorlardı. Vücutlarında tek bir yara izi olmadığı için Calhoun onlara bu ismi vermişti.
Bu 'narsisistik' grup, yaşamın zorluklarından (mücadeleden) tamamen çekilmiş, sadece bireysel konforuna odaklanmıştı. Sonuç olarak, üreme tamamen durdu. Fareler yaşlılıktan ölmeye başladı.
Nüfus 2200'de zirve yaptıktan sonra hızla düştü. Son erkek fare öldüğünde, geride kalan dişiler de üreme yeteneğini kaybetmişti. Bolluk içindeki bu cennet, tek bir canlı kalmayana kadar kendi kendini yok etti.
İnsanlık İçin Bir Uyarı mı?
Universe 25, yayımlandığı dönemde büyük yankı uyandırdı. Deney, sadece 'aşırı nüfusun' değil; sosyal izolasyonun, amaçsızlığın ve mücadele eksikliğinin bir toplumu nasıl çürütebileceğini gösterdi.
Bugün Japonya'daki Hikikomori (eve kapanan gençler) fenomeni veya modern şehirlerdeki yalnızlaşma ve doğum oranlarının düşüşü, Calhoun'un 'Güzel Olanlar' öngörüsünün insanlar üzerinde de gerçekleşip gerçekleşmediği sorusunu akıllara getiriyor. Belki de bizi hayatta tutan şey konfor değil, uğruna savaştığımız zorluklardır.


