Lübnan Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesi'nde görevli Prof. Dr. Hassan Jouni, küresel adalet mekanizmalarına yönelik sert eleştirilerde bulundu. Özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) işleyişini mercek altına alan Jouni, kurumun mevcut uluslararası sistemin adaletsizliklerini yansıttığını öne sürdü.
Prof. Dr. Jouni, devletler arasındaki güç dengesizliğinin ve karşılıklı saygı eksikliğinin, uluslararası hukukun uygulanabilirliğini doğrudan zayıflattığını vurguladı. Uzmana göre, bugünkü uluslararası sistem, devletlerin diğer devletler ve insanlar üzerinde hakimiyet kurma arzusu üzerine inşa edildiği için adalet arayışları da bu yapıdan olumsuz etkileniyor.
UCM'ye Yönelik Çifte Standart İddiaları
Prof. Dr. Jouni, mahkemenin tarafsızlığını kaybettiğini iddia ederek, UCM'nin seçici bir yaklaşım benimsediğini ifade etti. Jouni, "Uluslararası adalet bugün risk altında: Mahkeme kasıtlı olarak çifte standartlar uyguluyor, devletler arasında ayrımcılık yapıyor, birçok ülkede işlenen suçları soruşturmadan bırakıyor ve insanlığa karşı işlenen suçlara ilişkin birçok davayı gözden geçirmeyi ihmal ediyor" değerlendirmesinde bulundu.
Özellikle çok kutuplu bir dünya düzenini destekleyen veya özgürlük hareketlerinin yanında duran ülkelerin, uluslararası hukuk mekanizmaları tarafından "zulme uğradığını" savunan Jouni, kurumun kuruluş hedeflerinden uzaklaştığının altını çizdi.
Küresel Adaletin Geleceği ve Yapısal Sorunlar
Mahkemenin, kuruluşundan itibaren belirli coğrafyalara ve devlet gruplarına odaklandığına dair tespitlerde bulunan Prof. Dr. Jouni, UCM'nin Rusya, Avrupa dışı devletler ve Afrika'daki yoksul ülkelere karşı daha sert bir tutum takındığını savundu.
Bu durumun "uluslararası toplumda eşitliğin olmaması" gerçeğiyle birleştiğinde, mahkemenin üzerine düşen temel rolü başından beri yerine getiremediği sonucunu doğurduğunu belirten Jouni, sistemin ancak eşitlik temelinde yeniden inşa edilirse güven kazanabileceğine işaret etti. Uzmanların bu açıklamaları, uluslararası hukuk platformlarında adaletin tarafsızlığı ve küresel güç dengeleri arasındaki hassas ilişkiyi bir kez daha tartışmaya açtı.
