Kilo verme sürecinde pek çok kişi sorunun sadece irade eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyor. The Lancet dergisinde yayımlanan ve İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda ile ABD'yi kapsayan bir araştırmaya katılan her 10 kişiden 8'i obezite sorununun yalnızca yaşam tarzı tercihleriyle önlenebileceğini ifade etti. Ancak 20 yıldır aşırı kilolu hastalarla çalışan diyetisyen Bini Suresh ve WeightWatchers tıbbi direktörü Dr. Kim Boyd gibi uzmanlar bu görüşe katılmıyor. Uzmanlar, insanlara yıllarca daha az yemeleri ve daha çok hareket etmeleri söylense de kilo verme sürecinin çok daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu belirtiyor. İngiltere hükümeti bu durumla mücadele etmek için atıştırmalık yiyecek reklamlarını televizyonda akşam 9 öncesinde ve internette tamamen yasaklayan yeni bir adımı bugün yürürlüğe koydu. Buna rağmen pek çok kişi, her 4 yetişkinden 1'ini etkileyen bu sorunun çözümünde reklam yasaklarının sınırlı bir etki yaratacağını düşünüyor.
Kilo Alma Sürecinde Biyoloji ve Genetik Faktörlerin Rolü
Endokrinolog Prof. Sadaf Farooqi, insanların aldığı kiloların genlerden önemli ölçüde etkilendiğini söylüyor. Mide tarafından beyne gönderilen sinyallere yanıt vererek açlık ve tokluk hissini düzenleyen beyin yollarını bazı genler kontrol ediyor. Bu genlerdeki değişimler, obezite hastalarının daha aç hissetmelerine ve yemekten sonra tok hissetme olasılıklarının düşmesine yol açıyor. Küresel nüfusun yaklaşık 5'te 1'i tarafından taşınan MC4R genindeki mutasyon, aşırı yemeyi teşvik ediyor. Prof. Farooqi, diğer genlerin de metabolizma hızını ve enerji yakma kapasitesini doğrudan etkilediğini vurguluyor. Bu genetik faktörler, bazı kişilerin aynı miktarda yemek yiyerek diğer insanlara göre daha fazla yağ depolamasına veya egzersiz yaptıklarında daha az kalori yakmasına neden oluyor. Kilo üzerinde etkisi olan binlerce gen olabileceği tahmin edilirken, günümüzde uzmanlar bunlardan sadece 30 ile 40 kadarı hakkında ayrıntılı bilgiye sahip.
Vücudun Belirlediği Ağırlık Noktası ve İradenin Sınırları
Cerrah ve yazar Andrew Jenkinson, herkesin metabolizmasının doğru kilo olarak belirlediği bir kilo aralığı olduğunu belirterek bunu ağırlık noktası teorisi olarak adlandırıyor. Bu belirlenen ağırlık; genetik faktörlerin yanı sıra yemek, stres ve uyku ortamı gibi unsurlarla şekilleniyor. Vücut ağırlığı tıpkı bir termostat gibi çalışarak tercih edilen aralığı korumayı amaçlıyor. Kilo bu ayar noktasının altına düştüğünde açlık artıyor ve metabolizma yavaşlıyor. Dr. Jenkinson, bunu sadece irade gücüyle değiştirmenin çok zor olduğunu ifade ediyor. Örneğin 90 kilo olan bir kişi katı bir düşük kalorili diyetle 10 kilo kaybettiğinde, beyin bunu bir açlık tehlikesi olarak algılıyor. Yağ hücreleri tarafından üretilen ve hipotalamusa vücudun ne kadar enerji depoladığını söyleyen leptin hormonu bu süreçte devreye giriyor. Ancak insülin seviyelerinin çok yüksek olması leptin sinyalini seyrelterek beynin depolanan yağı algılamasını engelliyor. Yine de bu ayar noktası sabit kalmıyor; uyku düzeni, stres yönetimi ve sağlıklı alışkanlıklar yoluyla zaman içinde kademeli olarak değişebiliyor.
Obezojenik Çevre ve İrade Kavramına Yeni Bir Bakış Açısı
Aşırı kilolu yetişkinlerin oranı son yıllarda istikrarlı bir şekilde artış gösteriyor. Sağlık Vakfı'nın 2025 analizine göre İngiltere'deki yetişkinlerin yüzde 60'ından fazlası aşırı kilolu kategorisinde yer alırken, yaklaşık yüzde 28'i obez olarak sınıflandırılıyor. Uzmanlar bu artışın temel nedenlerinden biri olarak kalitesiz, yüksek kalorili ve aşırı işlenmiş gıdaların ucuzluğunu gösteriyor. Fast food reklamları, büyüyen porsiyonlar ve hareketsiz yaşam tarzı bir araya geldiğinde uzmanların obezojenik çevre olarak adlandırdığı bir ortam ortaya çıkıyor. Yazar Prof. Keith Frayn, 40 yıl önce yaşasalardı bugünkü pek çok aşırı kilolu insanın daha zayıf olacağını, değişen şeyin irade değil çevre olduğunu vurguluyor. Ancak ABD'de 10000'den fazla katılımcının yer aldığı Ulusal Kilo Kontrol Kayıt Defteri verileri, kilo vermeyi başaran kişilerin bu süreci zor olarak tanımladığını gösteriyor. Psikolog Dr. Eleanor Bryant iradenin sabit olmadığını, ruh halinden ve yorgunluktan etkilendiğini belirtiyor. Diyetisyen Suresh ise hastaların yaşadıkları zorlukların disiplin eksikliğinden değil biyolojiden kaynaklandığını anladıklarında beslenme ile olan ilişkilerinin belirgin şekilde iyileştiğini sözlerine ekliyor.


