İzafiyet Teorisi'nin babası ve çağının en büyük dehası olan Albert Einstein bile zaman zaman kendi keşfettiği yasaların sonuçlarına inanmadı. Bu kendine güvensizlik, onun bazı büyük hatalar yapmasına neden olsa da, ironik bir şekilde, bu 'hatalar' modern fiziğin en önemli keşiflerine kapı açtı.
Yerçekimi ve ışığın temel yasalarını açıklayan fiziğin kurucu isimlerinden Einstein, kariyeri boyunca ortaya koyduğu devrim niteliğindeki çalışmalarla biliniyor. Ancak bir dahi olmasına rağmen, bilimsel ortodoks görüşlere duyduğu saygı ve kendi teorilerine karşı hissettiği güvensizlik, onun bugün dönüm noktası sayılan üç kavramı kısmen yanlış anlamasına yol açtı.
'En Büyük Gaf' ve Evrenin Genişlemesi
Einstein, Genel Görelilik Teorisi üzerinde çalışırken, denklemlerinin o dönemde kabul gören 'Evren'in durağan olduğu' görüşüyle çeliştiğini gördü. Hesaplamaları, yerçekimi kuvvetinin etkisiyle Evren'in ya büzüleceğini ya da genişleyeceğini öne sürüyordu. Bu kabul edilemez çelişkiyi gidermek için Einstein, 1917'de denklemlerine, yerçekimini dengeleyen bir Kozmolojik Sabit ekledi.
Ancak yaklaşık on yıl sonra, bilim insanları Evrenin genişlemesine dair kanıtları toplamaya başladığında, Einstein bu sabiti eklemesini 'hayatında yaptığı en büyük gaf' olarak nitelendirdi. Hikayenin ironik kısmı ise günümüzde bilim insanlarının, Evren'in genişlemesinin Karanlık Enerji adı verilen gizemli bir güç nedeniyle hızlandığına dair kanıtlara sahip olmasıdır. Bazıları, Einstein'ın başlangıçta reddettiği kozmolojik sabit fikrinin, aslında bu enerjiyi açıklayabileceğine inanıyor.
Önemsiz Gördüğü Olgu: Kütleçekimsel Merceklenme
Einstein'ın genel görelilik teorisi, bir yıldız gibi büyük bir kütleçekim alanına sahip nesnenin, arkasındaki uzak bir kaynaktan gelen ışığı bükerek dev bir büyüteç görevi göreceğini öngörüyordu. Kütleçekimsel Merceklenme olarak bilinen bu olgunun, görülemeyecek kadar küçük olacağını düşünen Einstein, hesaplamalarını yayımlamayı bile düşünmedi. 1936'da yayınladığı bir makalesinde, kendisini yazmaya zorlayan bir mühendise atıfta bulunarak, çalışmanın 'pek bir değeri olmadığını' bile belirtmişti.
Ancak bu küçük yayın, modern astronomi için hayati önem taşıdı. Kütleçekimsel merceklenme, bugün Hubble Teleskobu gibi cihazların çok çok uzaklardaki galaksilerin ayrıntılarını, önlerindeki devasa galaksi kümeleri tarafından büyütülmüş olarak yakalamasını sağlayarak Evren'i gözlemleme şeklimizi kökten değiştirdi.
'Tanrı Zar Atmaz' ve Kuantum Dolanıklık
Einstein'ın en büyük bilimsel karşıtlığı Kuantum Mekaniği alanındaydı. Atom altı parçacıkların belirsizlik ilkesine dayanan bu tuhaf dünyayı kabul etmeyi reddetti. Ünlü fizikçi Max Born'a yazdığı mektupta, 'Tanrı zar atmaz' ifadesini kullanarak, Evrenin temelinde rastgelelik değil, kesinlik olması gerektiği inancını dile getirdi.
1935'te kaleme aldığı bir makale ile bu belirsizliğe karşı çıkmayı amaçladı. Bu düşünce deneyi, süperpozisyonda bulunan iki nesne birbirinden ayrılsa bile, birinin gözlemlenmesinin diğerinin değerini anında belirleyeceği sonucuna vardı. Einstein bu durumu imkansız görerek teoriyi çürütmek istese de, ironik olarak bu deney, günümüzde kuantum dolanıklık (entanglement) dediğimiz temel bir fikrin oluşmasına zemin hazırladı: Uzak olsalar bile iki nesnenin tek bir sistem olarak birbirine bağlı kalması.


