Piyasa verileri yükleniyor...
Duygularınız düşmanınız değil, onları görmezden gelmeyin!
Mutluluğun zirvesinden çaresizliğin dibine savrulmak zorunda değiliz. Duygusal durumları kabul etmek, hedonik uyum ve Gestalt terapisi ile dengeyi bulmak.
HABERIN DEVAMI

Duygusal durumlarımızı bütünüyle kabul ettiğimizde, nasıl hissettiğimizi düzenleme becerimiz artar. Ruh halimizdeki iniş ve çıkışlar, bizi genellikle kontrolsüz bir yolculuğa çıkarır. Birçoğumuz aşırı mutluluk ile zirveye çıkarken, hemen ardından çaresizliğin derinliklerine batarız. Oysa yaşadığımız duyguların yarısını yok saymak zorunda değiliz.

Toplumda, zorlayıcı duyguların 'kötü', kolay ve rahat hissettiren duyguların ise 'iyi' olduğuna dair genel bir önyargı hakimdir. Bu bakış açısı nedeniyle deneyimlediğimiz duyguların önemli bir kısmını reddederiz. Ancak bu dar görüş, kişisel gelişimimizi engelleyebilir. Duygular düşman değildir; yaşamın doğal bir parçasıdır. Belirsizlik, hastalık, geçim kaybı gibi zorlu olaylar her an gerçekleşebilir ve bu durumlar bizi duygusal bir ikileme sürükler. Yüksekler ne kadar yüksekse, düşüşler de o kadar sert hissedilir.

Duygusal Denge ve 'Hedonik Koşu Bandı'

Duygusal durumlarımızla özdeşleşebildiğimizde, hislerimizi daha iyi regüle edebiliriz. Bu farkındalık, kişinin ne aşırı coşku ne de mutlak bir felaket hissi yaşamadan, dengeli bir ruh halinde kalmasına yardımcı olur. İdeal olan, yaşamın hem sakin sularda hem de fırtınalı denizlerde dengede duran bir tekne gibi olmasıdır.

Ruh halimiz belirli bir seviyeye döndüğünde, devreye 'hedonik koşu bandı' (hedonic treadmill) kavramı girer. 1970'lerde ortaya atılan bu terime göre, her bireyin ne kadar büyük sevinçler veya üzüntüler yaşarsa yaşasın, sonunda geri döndüğü bir mutluluk seviyesi vardır. Bir insanın mutluluk seviyesinin yaklaşık yüzde 50'si doğuştan gelir. Geri kalan yüzde 50 ise beslenme, uyku, aktif kalma ve sosyal bağlar gibi yaşam tarzı seçimlerine bağlıdır.

Buna en çarpıcı örnek, piyango talihlileridir. Olası bir öfori döneminden sonra, genellikle eski yaşam standartlarına dönerler. Örneğin, 2016'da 22 milyon dolar kazanan Kanadalı Robert Goertzen, ikramiyeyi kazandıktan sonra ağır ekipman eğitmeni olarak işine geri dönmüştür. Bu durum, bireyin kendi varoluşsal denge noktasına dönüşü olarak açıklanabilir.

Merak Duygusuyla Duygulara Erişmek: Gestalt Yaklaşımı

Bütüncül tıp hekimi Chris Gilbert, duygularımıza erişmek için Gestalt terapisini öneriyor. Bu yaklaşımın temelinde, o an ne hissettiğimize ve ne düşündüğümüze karşı 'meraklı olmak' yatar. Gestalt, zihin, beden ve duyguların bütünlüğüne odaklanır. Şu an bedenim ne hissediyor? Şu an hangi duygulara sahibim? Bu soruları yargılamadan sormak esastır.

Terapide kullanılan 'Gestalt sandalyesi' tekniğinde, hasta boş bir sandalyenin karşısına oturur ve o sandalyede bir başkasının (örneğin bir patron, eş veya aile üyesi) oturduğunu hayal eder. Merak duygusuyla, hasta bazen diğer kişinin rolüne girer, bazen de kendisi olur. Sandalyeler arası bu etkileşim, duyguları ve hisleri 'şimdiye' taşır. Hatta bir yönetim kurulu toplantısı gibi; mutlu sandalye, üzgün sandalye, hırslı veya kıskanç sandalye gibi birçok farklı duygu durumu için sandalyeler kullanılabilir.

Bu yöntem şunları sağlar:

  • Gözlemsel merakla ana erişmek: 'Stresten kaynaklı kas gerginliği hissediyorum.'
  • İçeride olanla yüzleşmek: 'İşimle ilgili hayal kırıklığı hissediyorum.'
  • Kendimize ilgiyle bakmak: 'Komşumu gördüğümde hissettiğim bu tuhaflık neyle ilgili?'
  • Yargılamadan soru sormak: 'Korktuğum için mi öfkeliyim?'

Bu habere tepkiniz ne?

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yapın.
Yorumlar yükleniyor...