Bilim dünyası, Güneş sistemimizin ötesinde, Dünya ile şaşırtıcı benzerlikler taşıyan ancak bir o kadar da zorlu koşullara sahip yeni bir gezegenin keşfiyle çalkalanıyor. Uluslararası bir araştırma ekibi tarafından tespit edilen bu gök cismi, Dünya ile neredeyse aynı boyutlarda olması ve kendi yıldızına olan mesafesiyle dikkat çekiyor. Ancak bu yeni dünya, potansiyel yaşam ihtimalinin yanı sıra dondurucu soğuklarıyla da merak uyandırıyor.
Yaşanabilir Bölgede Olma İhtimali Yüzde 50
Keşfedilen gezegen, bilimsel kayıtlara HD 137010 b adıyla geçti. Yaklaşık 146 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu gezegen, Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesinde dönüyor. Araştırmacılar, gezegenin kendi yıldızına olan konumunun, suyun sıvı halde kalabilmesine olanak tanıyan 'yaşanabilir bölge' (habitable zone) içinde olma ihtimalini yüzde 50 olarak hesaplıyor.
NASA'nın K2 olarak bilinen Kepler uzay teleskobu tarafından 2017 yılında elde edilen verilerin yeniden incelenmesiyle ortaya çıkarılan gezegen, Dünya'dan sadece yüzde 6 oranında daha büyük. Yörünge süresi ise Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşüne oldukça yakın bir süre olan 355 gün olarak belirlendi. Güney Queensland Üniversitesi'nden (USQ) Dr. Chelsea Huang, bu keşfin özellikle heyecan verici olduğunu, çünkü benzer özelliklere sahip diğer adayların (örneğin Kepler-186f) çok daha uzak ve sönük olduğunu vurguluyor.
Mars ile Benzerlik Gösteren Zorlu Koşullar
Gezegenin fiziksel özellikleri Dünya'yı andırsa da yüzey koşulları oldukça farklı olabilir. HD 137010 b, yörüngesinde döndüğü yıldızın Güneş'ten daha soğuk ve sönük olması nedeniyle, Dünya'dan çok Mars'ın iklim koşullarına yakın bir profil çiziyor. Yapılan ilk analizler, gezegenin yüzey sıcaklığının -70 dereceye kadar düşebileceğini gösteriyor.
Bu durum, gezegenin su barındırma potansiyeli olsa bile, bunun büyük ölçüde donmuş halde bulunabileceği anlamına geliyor. Swinburne Üniversitesi'nden astrofizikçi Dr. Sara Webb, gezegenin bir 'süper kartopu' olabileceğine dikkat çekiyor. Yani potansiyel olarak bol miktarda suya sahip olsa da, bu suyun büyük kısmı buz kütleleri halinde bulunuyor olabilir.
Lise Sıralarından Gelen Büyük Keşif
Bu önemli keşfin arkasındaki hikaye de en az gezegenin kendisi kadar ilgi çekici. Keşif sürecine öncülük eden ekibin başında yer alan Dr. Alexander Venner, bu sinyalleri ilk kez henüz bir lise öğrencisiyken fark etti. 'Planet Hunters' (Gezegen Avcıları) adlı vatandaş bilimi projesine katkıda bulunurken verileri inceleyen Venner, o dönemde gözden kaçabilecek çok silik bir kararma olayını tespit etti.
Yıllar sonra doktora çalışması sırasında bu verileri tekrar ele alan Venner ve ekibi, verileri defalarca kontrol ederek bunun 'ders kitaplarına geçecek türden' bir gezegen geçişi olduğunu doğruladı. Gökbilimciler, bu tür keşiflerin teyit edilmesi için genellikle üç geçişin tespit edilmesini beklerken, şu an için yalnızca bir geçiş kaydedilmiş durumda. Bu nedenle bilim insanları, gezegenin statüsünün kesinleşmesi için daha fazla gözleme ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Gelecek Nesil Teleskopların İlk Hedefi Olacak
Gezegenin yıldızının parlaklığı ve sisteme olan yakınlığı, onu gelecek nesil teleskoplar için mükemmel bir gözlem hedefi haline getiriyor. Mevcut teknolojiyle bu gezegene ulaşmak on binlerce yıl sürecek olsa da, gelişmiş görüntüleme sistemleri sayesinde atmosferi ve yüzey koşulları hakkında çok daha detaylı bilgiler elde edilebilecek. Araştırmacılar, teknolojinin elverdiği ilk fırsatta bu gizemli dünyanın mercek altına alınacak ilk hedeflerden biri olacağından emin. Astrophysical Journal Letters dergisinde yayımlanan bu çalışma, evrende yalnız olup olmadığımız sorusuna yanıt arayan bilim dünyası için yeni bir umut kapısı aralıyor.


