Özellikle kız çocukları, kadınlar, muhalifler ve yoksul kesimler, bu düzenlemelerin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya. Uluslararası insan hakları normlarıyla açıkça çelişen maddeler, Afganistan'da eşit yurttaşlık kavramını fiilen ortadan kaldırıyor. Taliban yönetimi, kız çocuklarının eğitimine yönelik uzun süredir uyguladığı fiili yasağı, ilk kez açık biçimde ceza kanunu kapsamına aldı. Bu adım, eğitim hakkının yalnızca engellenmesi değil, yok sayılması anlamına geliyor. Eğitimin yasaklanması, yalnızca bugünü değil, Afganistan'ın gelecek kuşaklarını da sistemli biçimde karanlığa mahkûm eden bir karar olarak değerlendiriliyor.
Muhalefet suç, sessizlik ise zorunluluk haline geliyor
Yeni düzenlemeler, rejime muhalefeti ağır hapis ve ölüm cezasına kadar varan yaptırımlarla cezalandırabilecek hükümler içeriyor. Daha çarpıcı olan ise, muhalifleri ihbar etmeyen kişilerin de suçlu sayılabilecek olması. Bu yaklaşım, yalnızca siyasi muhalefeti değil, toplumsal güven duygusunu da hedef alıyor. İnsanlar artık yalnızca ne söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumlu tutulabilecek.
Kölelik kavramı hukuki metinlere geri döndü
En çok tepki çeken maddelerden biri, ceza kanununda 'köle' ve 'efendi' kavramlarının hukuki tanım olarak yer alması oldu. Bu durum, köleliğin açıkça teşvik edilmesi olmasa bile, meşrulaştırılmasının önünü açabilecek bir zemin oluşturuyor. Birleşmiş Milletler ve birçok insan hakları kuruluşu, bu düzenlemeyi modern hukukun en temel kazanımlarının reddi olarak yorumluyor.
Toplum dört sınıfa ayrılıyor, adalet sınıfsallaşıyor
Yeni ceza sistemi, Afgan toplumunu dört ayrı sınıfa ayırıyor: Din alimleri, elitler, orta sınıf ve alt sınıf. Bu sınıflandırma, cezaların da kişinin toplumsal konumuna göre uygulanmasının önünü açıyor. Yoksul ve güçsüz kesimler için ağır yaptırımlar öngörülürken, güç sahibi kişilerin fiilen dokunulmazlık kazanabileceği belirtiliyor. Bu yapı, hukukun eşitliği ilkesini değil, kast benzeri bir düzeni çağrıştırıyor.
Şiddet ve 'günah' kavramı gri alanlara bırakılıyor
Bazı maddelerde, şiddetin tanımı fiziksel zarar sınırlarına bağlanarak daraltılıyor. Kemik kırığı veya açık yara gibi durumlar oluşmadığında şiddetin suç sayılmayabileceğine dair yorumlara yol açan bu yaklaşım, mağdurun korunmasını değil, failin alanını genişletiyor. Ayrıca vatandaşlara, 'günah' olarak gördükleri davranışlara karşı müdahale etme veya cezalandırma yetkisi tanıyan anlayış, toplumsal linç riskini artırıyor.
Kadınlar ve yoksullar için hukuk artık bir güvence değil
Resmî metinlerde 'kadınlar insan sayılmayacak' gibi açık bir ifade yer almasa da, getirilen düzenlemeler kadınları ve yoksulları hukuki özne olmaktan fiilen çıkaran bir çerçeve oluşturuyor. Bu durum, modern hukukta temel kabul edilen insan onuru, eşitlik ve adil yargılanma ilkelerinin Afganistan'da sistematik biçimde aşındırıldığını gösteriyor.
Uluslararası tepkiler artıyor, belirsizlik sürüyor
Birleşmiş Milletler raportörleri ve uluslararası gözlemciler, yeni ceza kanununun geri döndürülemez insan hakları ihlallerine yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Taliban yönetimi ise düzenlemelerin 'dini temellere dayandığını' savunuyor. Ancak eleştirmenlere göre bu adımlar, hukukun dini değil, gücü merkeze alan bir araç haline getirildiğini ortaya koyuyor.
Afganistan'daki yeni ceza kanunu, yalnızca bir hukuk metni değil; kimin korunacağına, kimin gözden çıkarılacağına karar veren bir ideolojik manifesto gibi işliyor. Kadınlar, çocuklar ve yoksullar için hukuk artık bir güvence değil, tehdit unsuru haline geliyor. Ve belki de bu yüzden, birçok kişi bir kez daha hukukun laikliği, eşitliği ve insan onurunu temel alan anlayışın değerini hatırlıyor.

