Wired dergisinin dikkat çeken analizine göre, ABD’de doğal gazla çalışacak şekilde planlanan yalnızca 11 büyük veri merkezi projesi, bazı orta ölçekli ülkelerden daha fazla sera gazı salımına yol açabilecek potansiyele sahip.
Yapay zekâ patlaması enerji krizini büyütüyor
Son yıllarda özellikle üretken yapay zekâ sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte veri işleme kapasitesine olan ihtiyaç rekor seviyelere ulaştı. Bu durum, dev teknoloji şirketlerini daha büyük ve daha güçlü veri merkezleri kurmaya yönlendirirken, enerji tüketimi de dramatik biçimde arttı.
Wired’in analizine göre, ABD’de inşa edilen birçok yeni nesil veri merkezi, kamu elektrik şebekesine bağlanmak yerine doğrudan sahada kurulan doğal gaz türbinleriyle çalışmayı planlıyor.
Bu yöntem:
Daha hızlı devreye alma
Şebeke altyapısı bekleme süresinden kaçınma
Enerji maliyetlerini daha öngörülebilir hale getirme
gibi avantajlar sunsa da, uzmanlara göre ciddi çevresel riskler barındırıyor.
“Behind-the-meter” modeli neden tartışmalı?
Uzmanların dikkat çektiği temel konu, “behind-the-meter” olarak adlandırılan enerji modeli.
Bu sistemde veri merkezleri, kamu şebekesinden enerji almak yerine kendi sahalarında kurdukları enerji üretim altyapısıyla faaliyet gösteriyor. Özellikle doğal gaz türbinleriyle desteklenen bu model, enerji bağımsızlığı sağlasa da karbon salımını ciddi biçimde artırabiliyor.
Cleanview kurucusu Michael Thomas, bu süreci “emisyonlarda çılgın bir hızlanma” olarak tanımlıyor.
Doğal gaz kapasitesi üç yılda patladı
Verilere göre:
2024 başında veri merkezleri için geliştirilen doğal gaz kapasitesi: 4 gigawatt
2027 başında ulaşılan seviye: Yaklaşık 100 gigawatt
Bu artış, yalnızca birkaç yıl içinde fosil yakıt kullanımında devasa bir sıçramaya işaret ediyor. Thomas’a göre bu tablo, küresel ölçekte fosil yakıtlardan çıkış hedeflerinin tersine dönme riski taşıyor.
Teksas’taki Project Matador dikkat çekiyor
Analizde öne çıkan en çarpıcı örneklerden biri, Teksas’ta planlanan Project Matador adlı dev veri merkezi kampüsü oldu.
Bu tesisin potansiyel yıllık karbon salımı, 40 milyon tonun üzerinde. Bu miktar, bazı hesaplamalara göre Ürdün’ün yıllık karbon emisyonunu aşabilecek seviyede.
Elon Musk’ın Colossus projesi de gündemde
Benzer şekilde, Tennessee’de kurulan Colossus veri merkezi projelerinin de yıllık emisyon bakımından İzlanda’nın toplam karbon salımını geride bırakabileceği değerlendiriliyor.
11 tesisin toplam etkisi: Fas’tan fazla olabilir
Wired analizine göre söz konusu 11 veri merkezinin toplam yıllık maksimum emisyonu: 129 milyon ton karbon.
Bu rakam, yaklaşık 38 milyon nüfuslu Fas’ın toplam karbon ayak izinden daha yüksek bir seviyeye işaret ediyor.
Gerçek emisyonlar daha düşük olabilir mi?
Sektör temsilcileri ise bu tahminlerin, izin süreçlerinde sunulan maksimum emisyon senaryolarına dayandığını vurguluyor.
Şirketlere göre:
Gerçek salım izin verilen üst sınırın oldukça altında kalabilir
Bazı projeler tam kapasiteye ulaşmayabilir
Bazı tesisler hiç hayata geçmeyebilir
Bazı firmalar, gerçek emisyonların izin belgelerindeki teorik seviyenin yaklaşık üçte ikisi kadar daha düşük olabileceğini savunuyor.
Yapay zekâ ve iklim dengesi yeni dönemin kritik başlığı
Uzmanlara göre yapay zekâ devrimi yalnızca teknolojik dönüşüm değil, aynı zamanda enerji politikaları ve iklim stratejileri açısından da yeniden değerlendirilmek zorunda.
Önümüzdeki dönemde şu sorular daha fazla gündeme gelebilir:
Yapay zekâ büyümesi hangi enerji kaynaklarıyla desteklenecek?
Temiz enerji yatırımları bu talebi karşılayabilecek mi?
Veri merkezleri küresel karbon hedeflerini riske atar mı?
