Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in mart ayından bu yana sürdürdüğü saldırıların ağır bilançosunu açıkladı. Yapılan son bilgilendirmede, hayatını kaybedenlerin sayısının 2 bin 846'ya yükseldiği, yaralı sayısının ise binlerce ifade edildiği belirtildi. Bölgedeki insani kriz, devam eden bombardımanlarla her geçen gün daha da derinleşiyor.
Lübnan'da Can Kaybı 2 Bin 846'ya Yükseldi
İsrail ordusunun Lübnan genelinde gerçekleştirdiği hava ve kara saldırıları, sivil kayıpların hızla artmasına neden oluyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, 2 Mart 2026 tarihinden bu yana devam eden saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 2 bin 846’ya ulaştı. Saldırılarda yaralananların sayısının ise 8 bin 693’e yükseldiği bildirildi.
Sağlık Altyapısı ve Siviller Hedefte
Bölgeden gelen bilgiler, saldırıların sadece askeri hedeflerle sınırlı kalmadığını, sivil yerleşim alanları ve sağlık altyapısının da ağır hasar aldığını gösteriyor. Bakanlık verilerine göre, hayatını kaybedenler arasında çok sayıda kadın ve çocuk bulunuyor. Ayrıca, görev başındayken hedef alınan sağlık çalışanlarının sayısı ve hizmet dışı kalan hastaneler, ülkedeki insani yardım çalışmalarını durma noktasına getirdi.
Bölgesel Gerilim ve Göç Dalgası
İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını genişletmesiyle birlikte, 1 milyondan fazla Lübnan vatandaşının yerinden edildiği tahmin ediliyor. Başkent Beyrut dahil olmak üzere birçok noktada bombardımanlar sürerken, uluslararası toplumdan gelen itidal çağrıları sahada henüz karşılık bulmadı. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, bölgede yaşanan barınma ve gıda sorununa dikkat çekerek acil insani koridor açılması çağrısında bulunuyor.
Ateşkes Görüşmeleri Belirsizliğini Koruyor
Diplomatik kaynaklar, Washington’da yapılması planlanan güvenlik ve ateşkes odaklı görüşmelerin hazırlıklarının sürdüğünü belirtse de, sahadaki şiddetin dozu bu çabaların üzerine gölge düşürüyor. Lübnan hükümeti, herhangi bir güvenlik anlaşmasının ancak İsrail saldırılarının tamamen durması şartıyla mümkün olabileceğini ifade ediyor. Bölgedeki istikrarsızlığın çevre ülkelere sıçrama riski ise uluslararası kamuoyunda endişeyle takip ediliyor.

