ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve Washington'dan gelen askeri müdahaleye işaret eden açıklamalar, Orta Doğu'daki gerilimi yeniden tırmandırıyor.
Bölgedeki baskı, geçen yıl İran ile ABD arasında yürütülen nükleer müzakere sürecinde derinleşti. Washington, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulmasını içeren bir anlaşma teklifi sunarken, Tahran bu talebin 'kırmızı çizgilerini' aştığını belirterek kabul etmeyeceğini açıkladı. Görüşmeler sürerken ABD'nin İran'daki nükleer tesisleri hedef alan saldırılar düzenlemesi, müzakere sürecinin fiilen sona ermesine yol açtı.
ABD Başkanı Donald Trump, uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlanması hâlinde nükleer tesislerin tekrar hedef alınabileceği uyarılarını 2026'ya taşırken, 22 Ocak'ta yaptığı açıklamada, 'Bunu tekrar yapmaya kalkarlarsa başka bir bölgeye geçmek zorunda kalırlar. Orayı da aynı kolaylıkla vururuz.' ifadelerini kullandı.
Trump'ın ilk yaptırım kararları da İran'a yönelik oldu. 2017'de balistik füze programı gerekçesiyle kişi ve kurumlara yaptırım uygulayan Washington, 2018'de ise nükleer anlaşmadan çekilerek 'maksimum baskı' politikasını başlattı.
Trump'ın ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmasının ardından attığı ilk yaptırım adımı da yine İran'a yönelik oldu. Bu kapsamda, İran'la petrol ticareti yapan Çin merkezli şirketler ve ticaret ağları hedef alındı. Son olarak ABD, İran ile iş yapan ülkelere yüzde 25 ek gümrük vergisi getirdi ve İran petrolü taşıdığı belirtilen bazı gemi ve şirketleri yaptırım listesine aldı.
İran'ın en güçlü kartı: Hürmüz Boğazı
ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve Trump'ın askerî müdahaleye işaret eden açıklamaları, Tahran'ın elindeki stratejik kozlardan biri olarak görülen Hürmüz Boğazı'nı yeniden gündeme taşıdı.
Boğazdan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçerken, bu hacmin büyük kısmı Çin başta olmak üzere Asya piyasalarına yöneliyor. Küresel doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'si de bu su yolundan gerçekleştiriliyor.
İran, ABD yönetimine karşı zaman zaman Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidini gündeme getirse de, bu seçenek fiilî bir adım olmaktan ziyade stratejik bir baskı unsuru olarak değerlendiriliyor.
Washington Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü Misafir Öğretim Üyesi Kate Dourian, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, İran'daki yetkililerin iç sorunlar ve ekonomideki daralmaya odaklandığını belirterek, Tahran'ın askerî kapasitesinin 'maceracı adımlar' atmaya uygun olmadığını söyledi.
Dourian, İran'ın başka bir ihracat yolu bulunmadığını vurgulayarak, 'Hürmüz Boğazı'nın kapatılması hâlinde bundan en fazla etkilenecek ülke yine İran olur.' dedi.
Trump'ın, İran'la iş yapan ülkelere yönelik gümrük vergilerinin rejim üzerindeki baskıyı artırdığına dikkati çeken Dourian, Asya'daki alıcıların caydırılması hâlinde bunun İran ekonomisi üzerinde çok daha yıkıcı etkiler doğuracağını ifade etti.
'Maksimum baskı politikası askerî seçeneklerden daha etkili'
Middle East Economic Survey Dergisi Körfez Uzmanı Yesar Al-Maleki, İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği karşılığın saldırının boyutuna bağlı olacağını belirterek, Washington'un askerî olmayan araçlarla daha etkili sonuçlar elde ettiğini söyledi.
Al-Maleki, 'maksimum baskı' politikasının sonuç verdiğini, İran'ın petrol ihracatını sürdürmesine rağmen gelirleri ülkeye kazandırmakta zorlandığını ifade etti. Çinli alıcıların, yaptırım altındaki tankerlerden petrol almaya giderek daha isteksiz hâle geldiğini belirten Al-Maleki, bu durumun petrolün daha uzun süre denizde depolanmasına ve daha indirimli satılmasına yol açtığını kaydetti.
İran petrolünün bağımsız Çinli rafineriler için hâlen önemli bir ucuz kaynak olduğunu vurgulayan Al-Maleki, ABD'den gelebilecek yeni adımların Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı daha da sertleştireceğini söyledi.
Al-Maleki, 'Bu baskı, rejimin sürdürülebilirliği açısından askerî seçeneklerden çok daha etkili.' değerlendirmesinde bulundu.

