Tayvan Vurgusu Ön Plandaydı
Çin basınının aktardığına göre Şi Cinping, görüşmede İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası düzenin korunması gerektiğini belirtti. Tayvan'ın Çin'e iadesinin bu düzenin temel unsurlarından biri olduğunu hatırlatan Şi, bu konuda ülkesinin duruşunun değişmediğini söyledi.
Bölgedeki hassasiyet devam ederken ABD Çin liderler görüşmesi, özellikle Tayvan meselesinin gölgesinde yapıldı.
İki Ülke Arasında İşbirliği Mesajı
Çin Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, Busan'da 30 Ekim'de gerçekleştirilen yüz yüze temasın olumlu sonuçlar verdiğini bildirdi. Şi Cinping, iki ülkenin karşılıklı destekle ilerleyebileceği bir kalkınma vizyonunun artık somut bir hedefe dönüştüğünü ifade etti.
Görüşmede Ukrayna krizi de gündeme geldi. Şi, Çin'in barış girişimlerini desteklediğini vurgulayarak tüm tarafların kalıcı ve adil bir çözüme ulaşması gerektiğini söyledi. Liderler arasında yapılan ABD Çin liderler görüşmesi, bu nedenle sadece Asya'daki dengeler için değil, küresel diplomasi açısından da önem taşıdı.
Gerginlik Japonya Üzerinden Büyüyor
Görüşmenin dikkat çeken bir başka yanı ise Japonya ile Çin arasındaki artan gerilime denk gelmesiydi. Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae'nin, Tayvan Boğazı'nda çıkabilecek bir çatışmaya askeri olarak müdahil olabileceklerine yönelik sözleri bölgede tansiyonu yükseltmişti.
Takaiçi'nin bu açıklamaları, Japonya'nın uzun yıllardır sürdürdüğü 'stratejik belirsizlik' yaklaşımından uzaklaştığı yorumlarına yol açtı. Başbakan tepkiler üzerine sözlerinin varsayım olduğunu söylese de ifadelerini geri çekmedi. Bunun üzerine Pekin yönetimi, Japonya'nın Pekin Büyükelçisini çağırarak resmi protesto iletti.
Tarihsel Arka Plan Hatırlandı
Tayvan meselesiyle ilgili tartışmalar sürerken uzmanlar, Ada'nın 1895'te Japonya tarafından işgal edilmesinden 1945'teki savaş sonuna kadar süren koloniyal yönetimi hatırlatıyor. Bu tarihsel arka plan, günümüzde yaşanan diplomatik gerilimleri daha da karmaşık hale getiriyor.
ABD ve Çin arasında yapılan telefon görüşmesi, bu nedenle yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel dengelerin geleceği açısından da yakından takip ediliyor.

